h1

Oscar oluur, biz Oscaraa gideriz

24 Şubat, 2009

Her sinema aşığı hayatının bir noktasında bir seçimle karşı karşıya kalır: Hollywood’u tamamen reddetmek veya işte, reddetmemek. Bence adınız Rainer Werner Fassbinder veya Pier Paolo Pasolini ise istediğiniz gibi reddedebilirsiniz Holivut’u, Bolivut’u. Yoksa onu reddetmek sinemanın tüm geçmişini reddetmektir ve öyle yaparsanız ben sizi kapalı kapılar ardında sadece konuşarak sinemayı kurtaran gençlere benzetirim. Amerikan sineması yakın zamana dek sinemanın lokomotifi, tüm dünyadaki seyircilerin de hayallerine ilham kaynağı olmuştur.

Oscarlar da o yılki en iyilerin ödüllendirilmesinden çok sinemanın bu geçmişinin kutlanmasıdır bana göre. Oscarlara olan ilgim hep sorgulanır ama nedeni bu kadar açık. Hemen hep de çok görkemli ve etkileyici bir gösteri çıkar ortaya. Ama açıkçası bu yılki gördüğüm açık ara en sönük, özensiz ve özellikten uzak gösteriydi. Ne sağlam bir sahne şovu ne iyi hazırlanmış bir montaj. Esprisi yok, heyecanlandıran veya duygulandıran an çok çok az. Böyle sönük geceden cımbızla çıkardığım 3 hoş şey:

Φ Ödül kazanan 2 sevimli Japon: La Maison en Petits Cubes ile kısa animasyon ödülünü alan Kunio Kato’nun konuşmasını “Domo arigato, Mr. Robotto” diyerek bitirmesi. (Meğer adamın şirketinin adı Robot’muş. “Thank you my company, Robot” dedikten sonra süper oldu).
İkinci Japon da (gecenin en büyük sürpriziyle yabancı filmi alan Departures’ın yönetmeni Masahiro Motoki) herhalde yaklaşık 20 kelimeden oluşan İngilizce bilgisiyle istediği herşeyi söyleyebildi.

Φ Kate Winslet: Esas veya yardımcı kadın oyuncu ödülünü kazananlar geceyi güzel veya çekilmez yapabilirler. Akıllı (Reese Witherspoon veya Halle Berry olmayan) ve duygusal (Tilda Swinton veya Catherine Zeta-Jones olmayan) bir kadını orada görmek herkese iyi geliyor. Özellikle babasına seslenip “neredesin, bilmiyorum ama buradasın, neredeysen ıslık çal” dediği ve babasının da kapıya yakın bir yerde ayaktakiler arasından ıslık çaldığı bölüm çok hoş oldu. Zaten bu kadın ilk seyrettiğim Sense and Sensebility’den (onda da adaydı) beri hep çok iyi.

Φ Sean Penn-Mickey Rourke: Eminim, Sean Penn, Dead Man Walking’den (o yıl yine süper oynayan Nicolas Cage’e -Leaving Las Vegas- kaybetmişti) beri hep olduğu gibi yine müthiştir ve sonuna dek haketmiştir. Ama o zaten aldı ve nasılsa tekrar alır. Bence Mickey Rourke alsa gecenin bir tür duygusal tamamlanması yaşanacaktı. Belki dibe vuran ve “o sırada yanımda sadece köğeğim vardı” diyen ve bu törende de herkesten ayrık duran Mickey Rourke’u kendime yakın bulduğumdan.
Bir ödül için öne çıkan iki oyuncu olduğunda kazanan, diğerinin süper olduğunu düşünse bile “diğer 3 arkadaş da iyiydi ama özellikle X de bunu en az benim kadar haketti” diyemez, politally correct olmaz bir defa. Ama bunu da yapsa yapsa Sean Penn yapabilirdi, o semtin serseri çocuğu: “And this is in great due respect to all the nominees, but courageous artists, who despite a sensitivity that sometimes has brought enormous challenge, Mickey Rourke rises again and he is my brother.” Neredeyse ödülü almış gibi bir tamamlanma oldu bu da.

Şu tahminleri yapmışken gerçekten geçen yılki hikayede olduğu gibi bunu bir meslek olarak edinsem mi acaba.

Vaktimiz, yani 12 dk.mız olduğunda Küçük Bloklardan Ev‘i seyredelim.

Reklamlar

12 yorum

  1. Kesin bir uçak bileti kazanırdın Simon!
    hani NTV’nin THY ile birlikte yaptığı tahmin yarışı vardı ya! Yok, gerçi sen de en iyi yabancı filmde ıskalamışsın benim gibi, alamazdın. 😦
    Benim ilk büyük ödüller listem (o liste, adı geçen yarışma için yapıldı, zaten) tuttu, işte yabancı fil hariç.
    Şu sözüne tamamen katılıyorum.”Oscarlar da o yılki en iyilerin ödüllendirilmesinden çok sinemanın bu geçmişinin kutlanmasıdır bana göre.”
    Zaten, orada tüm dünyadan bir ordu oyuncu, yönetmen, teknik adam var ödül alan. Daha ne olsun?
    Evet, tören biraz sönüktü, ama, şu beşli çıkş ve sunşlar yeterince etkileyici ve gösterişlydi, bence.
    Bir de Hugh Jackman iyiydi yahu, Ann Hathaway’i de unutmayalım.:)


  2. sean penn’i izlemedim ama mickey rourke the wrestler’da gercekten sasirtici bir performans sergilemis bana gore. alsaydi super olurdu bence de..


  3. yok, ben en iyi erkeği de bilemedim. siz hala kazanabilirsiniz çavdar hanım, bu ülkede japon filmi tahmin eden kaç kişi vardır ki…

    beşli çıkışlar bana niyetini çok belli etmiş gibi geldi: bu tören çok sönük olacak. bari birşey koyalım, hem gösterişli gibi olsun hem de maliyeti sıfır olsun. hazırlanan iltifatların bazıları pek hakedilmiş, bazılarıysa çok zorlamaydı. ama en iyi aktörün beşlisi (ben kingsley, de niro, a. hopkins, m. douglas, a. brody) iyi bir beşliydi, bir o an beğendim.

    hugh jackman, evet, şov en çok ona yaradı. kendi pazarlamasını yapmış oldu. hem yakışıklı hem oynayabiliyor, hem de bakın dansedip şarkı da söyleyebiliyor.
    bence bir komedyen istiyor oraya. ne doğru dürüst bir espri yazmışlar adama ne o yapabildi. sonlara doğru kazananlar arasında şaklabanlıklar yapan, heykelciği çenesine koyan bir adam vardı mesela. billy crystal olsa ondan sonra sahneye geldiğinde ciddi ciddi durur, kaşlarını çatıp ağzını da büzüştürüp “düşürseydi ne olurdu merak ediyorum” gibi birşey derdi ve sırf tavrıyla çok komik-sevimli olurdu.

    anne hathaway: ah, en uyuşmayacağımız o. bana sadece ‘eskiden çirkin ördek yavrusuydum, şimdi birden kuğu oluverdim, bakın ne güzelim’ diyormuş gibi geliyor. kate winslet’teki veya rachel weizs’taki, hatta penelope’deki yıldız havasının onda biri yok. bir de adaylık uydurmuşlar ona, bir an önce parlasın diye.


  4. skörcüm, m. rourke’un oynadığı karakterden etkilenmiş çok kişi okudum. biraz evvel de törenden sonra sean penn’in kazanması ile ilgili fikrini sorduklarında “dünyadaki en liberal insan değilim. bir yerlere gelmek için yalakalık yapmıycam. tanrıya kadınlar için teşekkür etmeyeceğim” diye cevap veriyordu. sean penn’in ödülü oynadığı eşcinsel karakterin etkisiyle aldığına vurgu yapmış aslında ama ben o cümleyi sevdim: tanrıya kadınlar için teşekkür etmeyeceğim.


  5. siz onu bunu bırakın, woody allen gözünü slumdog’daki kıza dikmiş naaber 😉


  6. demek kız seneye yardımcı kadın oyuncu oscar’ını alacak. woody allen bu konuda usta. parlamakta olanı bulur, filminde oynatır, oscar’ı aldırıp aleme kazandırır. mira sorvino gibi. bir nevi ilhan cavcav.


  7. türk oskarlarına kim damga vuracak peki? üç maymun mu? sonbahar mı? oyumu sonbahar dan yana kullanıyorum.


  8. aynı gece verilmiş diyecektim, ama şimdi linkini vereyim diye arayınca farkettim ki o siyad ödülleriymiş meğer. bence o ödüller gayet başarılıydı. sonbahar almış dediğin gibi. ama benim en önemsediğim, 3 maymun’daki genç oğlanın -ahmet rıfat şungar’dı sanırım adı- yardımcı oyuncuyu alması. yeşilçam ödüllerinde aday bile gösterilmemiş, genç yetenek kısmına atmışlar. ve adaylar arasında bence gayet başarısız olan 3 maymun’daki politikacı adam var.


  9. hmm, demek 12 dk.sı yoktu kimsenin?


  10. Var da hem de şiddetle merak ediliyor da, verdiğin linkte o filme doğrudan ulaşılmıyor, bir arama felan gerekiyor, ondan olsa gerektir…


  11. a, 2 gün önce vardı, mr. robotto şirketi söyleyince kaldırılmış. doğal, abd’de vizyonda şu anda oscar’a aday kısa & animasyon filmler.
    neyse, linki düzelttim. ama o da kaldırılır yakında.
    ama buranın seyircileri böyledir, link mink takmazlar. ben de öğrendim aslında beklememeyi, sadece arada bir böyle lafedesim geliyor.


  12. Evet, itiraf edeyim; linki ilk verdiğinde orada “film” vardı. Şimdi vaktim yok, haftasonu keyifle seyredeyim dedim, aa, bir baktım link uçmuş.
    Seyrettim şimdi, teşekkürler.
    🙂



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s