h1

Festivale!

3 Nisan, 2009

İki günde nasıl da çiçek açmış ağaçlar dedi teyzem. e, öyle olur, festival geldi dedim -içimden. Baharın gelmesi hep festivalle olur.

Festival festival. Bu ülkede filmdir festival.
Önceki yıllar olsa hay dünyanın tüm F’leri deyip tüm F ile başlayan küfürleri sıralardım. Şimdiyse sakince bakıyorum programa.
Bir bölüm: Asiler, Azizler, Aşıklar. Asi ve Aşık kısmı çok tanıdık, e bir de işte Aziz olunca direk ilgisini çekiyor insanın. Peki bu bölümdeki filmlere bakınca hemen ne görüyoruz: Çöllerin Simon’u. Simon del Desierto. Ben unutmuştum bile. Yıllar oluyor, yanyana oturmuştuk bir yolda Bunuel’le. Birşeyler anlatmıştım hayatımdan, yaşadığım ortamı çöle benzetip. O da sonra filmleştirmişti bunları. Festivalciler düşünceli davranıp programa almış. Aferin onlara.

Onun dışında da bu bölümdeki tüm filmler müthiş. [Sadece belki Sebastiane’a bir ünlem konulabilir, eşcinsel estetizmi biraz ağır diye]. Ben bayılırım zaten böyle eskilerden seçki bölümlerine.

Sonra, bir İsveç filmi, Gir Kanıma, çok çekici duruyor. “Tatlı gençlik filmlerinin en kanlısı, kanlı vahşet filmlerinin en sevimlisi.” diyor minik tanıtım.

Bir de Antalya’da oynamışlar var. İki Japon, gözde yönetmenlerimden Kore-Eda’nın Bitmeyen Yürüyüş’ü ve Cannes ödüllü Tokyo Sonata hem aile temasıyla birbirlerine benziyordu hem de ikisinde de sakin bir etkileyicilik vardı.

dasboot2

Şubat-Mart vizyonu iyi olur hep, Oscar zamanlamasından dolayı. Bu yıl da Sam Mendes’in Revolutionary Road’unu, Milk’i, Başir’le Vals’i, Sınıf’ı, Wrestler-Şampiyon’u merak ediyordum. Üzerine iyi Türkler de aynı sıralarda oynadı. Aylardır istediğim Hayat Var ve Pandora’nın Kutusu. Button pek sıkıcı bir fikir gibi görünmüştü bir tek. Bir de Slumdog, hmm, evet, görülebilir.

Ama gitmeden sıkışıktı günler. Zaten çoğu oynamıyordu daha. Orada giderim dedim. Ama orada da akşamları evde televizyon daha cazip ve dinlendirici geldi hep. Geldim, geçen hafta (vizyon itibariyle geçen hafta) birkaçı vardı hala ama ben bir türlü planlayıp (yani bir tarafımı kaldırıp) gidemedim. Dün Hayat Var’a yeltendim ama geç kaldım. Bugün de istediğim ne oynuyor idiyse kalkmış.

Bu aralar filmlerle şansım böyle. Uçakta da böyle olmuştu. Tam baygın halim geçip seyredecekken başlatmayı unutmuşlardı filmleri. Başlattıklarında da inişe 1 saat vardı, iyice ayıp olsun diye herhalde. Sonra, görmeyi pek çok istediğim iki film de yakın zamanlarda tv’de oynadı. Das Boot ve Heaven’s Gate. İkisini de geç öğrendim. (onların şerefine sinelist’te gelecek program uzun filmler olsun).

das-boot-9

Televizyonda film için bir yere gitmk de gerekmiyor ama. Tüm filmlerinde bir sinema hissi veren Atom Egoyan’dan Where The Truth Lies, tv8 22:45. Cinderella Man, trt1, 21:35. Klasik oyuncusu Denzel Washington’lu klasik seri cinayet filmi Bone Collector (yönetmeni usta Philip Noyce bu arada), cnbc-e 22:00 . Klasik Bruce Willis filmi Hostage, star 00:30. Ama günün en iyisi tabi bir Kiorastami filmi, Kirazın Tadı, trt2 23:30.

Reklamlar

3 yorum

  1. çöllerin aziz simon’u dışında festivalde bir pluie de var: parlez-moi de la pluie. ne komik. yalnız, bunuel’in filminin başyapıtlığı yanında bu orta halli bir şey. agnes jaoui de yönetmenliğe başlamış.
    evet, ben de birileri bana pluie’den bahsetsin isterdim. öyle biri var mı mesela, veya kimdir o.


  2. Geldiniz mi festivale?
    Hazır sizi de anıyorlarken…


  3. ı-ıh, yok, evimdeyim, sakin sakin.
    çöllerin aziz simon’una bilet kalmamış hem. bu kadar okuyucum olduğunu bilmiyordum ben. hayranım mı demeli yoksa…



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s