h1

Tanrıdan tazelik ve güzel futbol dilenmek. (Onun da bazen cevap vermesi).

8 Mayıs, 2009

Hayattan tek olmasa da genel isteğim, tazelik hissinin eksik olmaması. Yenilik, bahar hissi, birşeylerin kokusunu almak, yaşıyor olma duygusu, yeni insanlar, yeni şeyler, veya aynı insanlar ama yeni yönleri, yeni aktiviteler, yeni meraklar, öğrenmek, tazelik, gençlik hissi, heyecan. Yoksa, sıradanlık, sıkıntı ile eşdeğer sanki.

Vakit geçtikçe, yıllar ilerledikçe bu sürekli daha güç ama. Bir arkadaşıma festivalde filmlerden çok etkilenmediğimi söylediğimde “ee, gördün mü, bu yaşta böyle” dedi. Bu yaşa dek gerçekten çok sayıda film seyretmenin kötü etkisi. O filmin daha etkileyicisini gördün. Bunda yeni birşey yok. Şu sana, çok daha iyisi olan eski bir filmi hatırlatıyor. Veya en kötüsü, direkman o filmi zaten izlemişsin. Zaten yeni ve iyi çok az şey yapılıyor, bir de senin etkilenme eşiğin arttıkça artıyor.

Ama neyse ki futbol var. Daha doğrusu, iyi ki hücum futbolu var. Artık neredeyse soyu tükenecek gibi olsa da.
Futbol da aynı hayat gibi, sadece kazanmaya doğru evrildi son 10-15 yılda. Özü, yani kazanmanın da amacı olan prestij unutuldu. Kazanmak için savunma yapanlar da savunmanın dozu da sürekli arttı. Hem savunma yapan takımın bariz bir avantajı vardı. 8 kişiyle savunma yapan bir takım üstüne gelen rakibine kalesi etrafında hiç boş alan bırakmazken hızla çıkınca karşı kalede geniş boşluklar buluyordu. Yani rakibinin 8’e 8 pozisyon bulması çok zorken senin için karşı kalede 2’ye 2 çok kolaydı.

Ve sonra Barcelona geldi. Incelikte sınır tanımayan oyunu, topa yapışık ayakları bizi yeni terimlerle tanıştırdı. ‘En iyi savunma hücumdur’u biliyorduk mesela ama çok pasın rakibi yorduğunu bilmiyorduk. Veya, (benim teorim) o güzel paslaşmaların rakibi sersemletip topun peşinden koştururken bir yandan seyretmeye sevkettiğini. Beyin oyunu bozmamaya kuruluyor. Çünkü ortada ilahi birşeyler var. O futbol ancak göklerden gönderilmiş olabilir, o yüzden ilişmeyelim, bozulur.

guardiola
Futbolun da politikası, yaşam görüşü bu işte. Tribündeki seyircilerin politik görüşüyle romantizm yapmak moda oldu ya bizde son 2-3 yılda; yok Livorno tam solcuymuş (gelsinler o taraftarı bir de komşusu ve ezeli rakibi Pisa’nın tren istasyonunu savaş alanına çevirirken görsünler), yok St. Pauli şöyleymiş. Asıl politika, direk sahada aslında. Tek amacın, ne olursa olsun kazanmak mı, yoksa iyi oynayarak kazanmak mı?

Dün gece ilk grubun kazandığını görmek üzereydik. Yeryüzündeki en zengin takım Chelsea küçük (eşittir yoksul) takımlar gibi yatmıştı tek golün üzerine. O savunma futbolunu da hiç alan bırakmadan olabilecek en iyi şekilde oynuyorlardı. Güzeli isteyen Barça bu sefer çaresizdi. Hayat hep aynı sıkıntı verici sıkıcılığında seyrediyordu. Çözüm de görünmüyordu. Sonra, 93. dk.da sanki bir mucize oldu, Hızır yetişti (tam da gününde). İlk gördüğümden beri sevdiğim, tekniğin, yaratıcı futbolun iddiasız simgesi, Billy Crystal tipli İniesta vurdu. Ben pek bir sevindim.

Britain Soccer Champions LeaguePetr-Cech-fails-to-stop-A-001
[bir üstteki resimde maçın gerilimli son dakikalarında Barcelona hocası Guardiola, Chelsea hocası Hiddink’e sarılır. Karşılaştırınız: benzer anlardaki Terrim’le.]

[İlgilenenlere: Bağış Erten de hemen hemen aynı şeyleri yazmış bugün.]

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s