h1

Philippe Petit

1 Haziran, 2009

Dünya Ticaret Merkezi’nin bir olayla zihinlere kazınmış olması ne büyük haksızlık. Oysa öncesinde çok büyük başka bir olaya, ve diğeri gibi iç karartıcı ve -kelimenin ulaştığı en keskin anlamda- yıkıcı değil, ilham verici, büyüleyici ve özgürleştirici bir olaya sahne olmuş.

Man on Wire’ı geçen hafta oynadığında çok kısa seyredebilmiştim. Hatırlamıyorum ama başka birşey vardı, gece de tekrarlamamışlardı. Ne güzel ki iç sesimi duymuş olan ntv tekrarladı bu gece.

Öncelikle olay şurada geçiyor:
man on wire-philip petite
{Aşağılarda görünen 300 metrelik dev gökdelenlere dikkat.}

İnsanın kanını donduran veya ağzını açık bırakan üç fotoğraf vardı filmde. İlkinde Philippe Petite olayın başlamak üzere olduğu anda ikiz kulelerden birinin kenarında duruyor. “Ağırlığımı binadaki ayağımdan teldeki ayağıma vermek üzereydim ve bunun sonucunda belki de öleceğimi düşünüyordum, ama bunu yapmam kaçınılmazdı.”:
IMG_1297

İkinci resimden önce söylemem gerek ki filmin neyden bahsettiğini ilk duyduğumda bunun korkunç ama yapılabilir olduğunu düşünmüştüm. Ama seyrettikçe anlıyorsunuz ki bu aslında yapılamaz ve imkansız bir fikir. İhtiyaçları olan 1 ton ağırlığında bir malzeme, eylemleri suç, normalde ihtiyaç duyulan 4 kişinin oraya çıkması mümkün değil, o teli bir binadan diğerine ulaştırmak, iki bina arasına germek ve tüm düzeneği kurmak acaip zor, o yükseklikte rüzgar inanılmaz, binalar hareket ediyor, yükseklik baş döndürücü değil bayıltıcı. (Ama bir noktada şöyle diyorlar: Evet, imkansız. O yüzden hadi çalışmaya başlayalım.)

2. kare bütün bunlara rağmen, evet, iki bina arasındayken. P. Petit telle ilgili endişelerinin boş olduğunu ve rahat yürüdüğünü gördükten sonra tele yatar. Buna bir yorum yapmak mümkün değil.
IMG_1357

3. karede tele yatmakta olan Philippe’ten geniş açıyla sola doğru açılır görüntü. Filmlerden tanıdık, eli belinde iki Amerikalı polis diğer binanın çatısında onu izlemektedir. Sonrasında siyah, tombul bir polis onu ip cambazı değil, ip dansçısı diye tanımlar, “çünkü ipin üstünde dansediyordu” diyerek.
IMG_1361

Bu da filmin sonlarından o sahnenin olduğu kısım.

Reklamlar

9 yorum

  1. Çok yazık!
    Kaçırdığıma daha çok üzüldüm, şimdi.
    Tüh!


  2. “man on wire”nın fragmanını ntv de izledim, ya ben bunu bi izleyeyim, mühim bi şeye benziyor dedim ama akşam ntv yi açtığımda, bi banka soygunu hikayesi galiba,(diyaloglar öyle gibi idi:) ee man on wire vardı hani dedim, kapattım, izlemedim:)


  3. bizim festivalde vardı ama gidemedim. tv de bir kısmına yetişebildim. insan böyle bir deliliğin yapılmış olmasına inanmakta güçlük çekiyor, acaip bir şey…”insan isterse neleri başarır” ana fikrine hakkaten öyle mi ne dedirtiyor.


  4. çavdar hanım, önceden haber verecektim filmi, sonra kaldı. buaksamtelevizyonda diye bir blog yapmam gerek sanırım.

    en azından kısa bir parçasını koyayım da onu görmüş olun. gerçi filmin gerisinde çok başarılı canlandırmalar vardı, bu klibin yansıtamadığı.


  5. midori’anım (aynı müdüranım gibi duyuluyor), zaten filmde de aynı şey geçiyordu. “philippe’i heyecanlandıran da bu işin bir soygun gibi olmasıydı” diye.
    ama benim anlamadığım, bir banka soygunu olsa aynı, hatta daha fazla bir heyecanlı durum olmaz mıydı? yoksa, özel ilgi ve iş alakamdan dolayı mı bana öyle geliyor acaba?


  6. ve büyüleyici, di mi özden? tabi, seyrederek bunu yeterince anlamıyorsun. orada olmak gerek. zaten orada yaşayanlar ağlayarak anlatıyordu, 35 yıl sonra.
    büyüleyici olan da belki o dediğin şey, insan isterse fikrine olan inancı pekiştirmesiyle.


  7. harbi müdüranım gibi:))
    midori haruki murakami adlı bir japon yazar’ın imkansızın şarkısı’ndaki (bak konu ile de alakalı) asi, kafasına göre takılan bir hanım karakteri efenim.
    banka soygunları bana pek hitap etmiyor nedense.ha denk gelirse izlerim o ayrı ama o gün nedense denk gelmesine rağmen ki denk de gelmemiş:)izlemedim


  8. bu belgeseli izlediğimden beri, sen bu yaşına kadar ne bok yedin be adam diyip diyip dolanıyorum.. Petit, ince memed ve zizou dan sonraki yeni kahramanım..


  9. yalnız, şöhret bozmuş adamı. filmin sonunda hafifçe bahsettiler hani. sevgilin o kadar yanında olsun, o sırada da seni büyük endişe ve heyecanla beklesin, sen git su yatağı filan. buna ne diyorsun zizu? (yoksa artık pöti mi desem:)



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s