h1

Biz insanlara ‘Gel’ diyenleriz

7 Haziran, 2009

“Ne var ki, her şeyi bilmek için, belki hiçbir şey bilmemek gerektiğinden, ademoğullarından bazıları, bildikleri her şeyi unutmaya hayatlarını adadı. Çünkü onlara göre, ancak hiçbir şey bilmeyen bir masum, gördüğü anda O’nu tanıyabilirdi. Bunun için belki de, ölmeden önce ölmek gerekiyordu. Ölmek aslında, içindeki şarabı tamamen döküp billur kadehi boşaltmak gibi, her şeyi ebediyen unutmak ve artık hiçbir şey bilmemek demekti. Nasıl ki ancak boş bir kadeh İsa’nın kanıyla doluyorsa, aynı şekilde sadece her şeyi unutan bir gönül ilahiyle dolardı. İşte “Galata Mevlevihanesi’nin şeyhi” olarak tanınmaktan ziyade, “ney” denilen o muhteşem, derin ve bir o kadar da yalın saz, hazakatle ve ustalıkla üfleyip gönülleri açmasıyla bilinen Neyzen İbrahim Dede Efendi, bu esin dolu insanlardan biriydi.”

“Neyzen İbrahim Dede neyine el atıp onu öptüğünde dergahtakiler düğün bayram ederler, o bir besmele çekip neyini üflemeye başladığında kendilerinden geçerler, coşarlar ve mest olurlardı. Ama ne yazık ki, bu şeyh bilerek, ney üflerken ya bir perdeyi azıcık pes veya tiz çalar ya da bir sesi fazlaca uzatır, yani mutlaka bir, sadece bir tek hata yapardı. Kendisine, “Erenler, zirguleyi biraz dikçe üflediniz!” veya “Peşrevin ikinci hanesinde bir ara usulü kaybeder gibi oldunuz” diyenlere daima şu cevabı verirdi:
“Kusur, benim imzamdır.”
Ardından da şunu söylemeyi de ihmal etmezdi:
“Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı.”

Bu şekilde sessizliğin sesini duymak ve karanlığı görmek üzerine geçen birçok hoş sayfadan sonra son paragrafın bitimindeki tarih ve mekan bana aynı önceki seferki şaşkınlığı yaşatıyordu:
5 Haziran 2009, Bostanlı.

_________________________

Peki, 5 Haziran 2009 demiyordu ama 30 Ağustos 2007 diyordu. Bence dün gibi yakın bir tarih. O sırada ben ne yapıyordum acaba, yine Bostanlı’da? Gitmek üzere hazırlanıyor olmalıyım, -Eylül başlarında gittiğime göre-. Onun sıkıntısı ve siniri üzerime sinmiş olmalı. Fuar zamanı, belki o gün gezmeye gitmişimdir. Gitmeden yapılacak son işler, ilaçlar, marketten çorbalar, pudingler, köfte harçları. Gereksiz bir uğraş.
Önemli olan, o günden bu yana o kadar ay geçmiş. Bana çok yakın gelmesinin nedeni, herhalde arada çok az şey yapmış olmaktan. Oysa, bu sürede evlenip bir çocuğu olan, hatta çocuğu konuşmaya başlayanlar vardır. Veya bir işe girip önemli bir deneyim kazananlar, yükselenler, iyi paralar kazananlar. Çok yer gezip arkadaşlarıyla çok biraraya gelenler, eğlenenler.

Bu tip zaman geçişi konularını hiç anlamıyorum.
Bir adam dibimde bir yerlerde ne dünyalar yaratıyor, an be an. Bense an be an zamanı öldürüyorum. Sonra da şaşkın şaşkın arkama bakıp nereye gittin diyorum.

Reklamlar

15 yorum

  1. “Pek çok insan yakında olanı uzakta arar da böylece ömür sermayesini yele verir ve elinde yorgunluk kalır” demiş Mevlana. Bense sadece demiş diyebiliyorum. Anladığımdan değil yani… Dilekhs


  2. ben de ben de. aradaki sekiz yıl kocaman bir boşluk yaratmaktan öteye gitmiyor. kapanmıyor bir türlü.
    (bu arada unutmadan pelin ben)


  3. harbi 30 ağustos 2007 de ben ne yapıyordum acaba karşıyaka’da..hiç bi fikrim yok.ama 6 ağustos 2009 da saat bile verebilirim, 22:00 de reyhan da çikolatalı yaş pasta yiyordum.ama tiramisu ya vakit kalmadı, gözüm arkada döndüm..ve de izmir den sonra ankara ya dönmek de cabası..konu ile ilgili başka bi yorumum yok hakim bey..zira can sıkıcı bi mevzu..boşverelim, öyle de geçiyor böyle de.


  4. çok doğru dilek, ama bazen de birşeyleri değiştirmek için gözlerini uzağa dikmen gerekiyor. yakında yoksa mecburen uzakta arıyorsun.


  5. estella (benim ilk aşkımın adıydı stella, ama gerçek adı stella mı, estella mı, hiç emin olamamıştık sınıfta), ben de niye bu kızın blog listesi bu kadar tanıdık, ve neyzen nereden tanıyor da hemen yorum yazıyor diyordum.


  6. öyle ya da böyle geçmiyor bence midori. bazı vakitlere eğlendim, bazısına ürettim, bazısına ise geçti işte deniyor.


  7. e sen de bazı vakitler eğlenmiş, bazı vakitler üretmişsindir illa ki..ama şöyle bi durum var..öncelikler…iş mi, aşk mı, eğlence mi,evlilik mi, çocuk mu..olmazsa olmazın olmadığı zaman geçip giden zaman çok can sıkar…senin hissettiklerini ortalama her insan evladı illa ki hissediyor ama farklı şiddetlerde, farklılık önceliklerin gerçekleşip gerçekleşmemesinde efem.


  8. bu arada ben anamadım.stella pelin mi senin ilk aşkın?


  9. yok yahu. ilkokuldaki bir kız.
    (ilkokulumda gerçek ismi stella/estella olan bir kızın olacağını düşünmek karıştırdı sanırım. ama öyle. gayet multi-kültürel bir ülkeyiz biz. sadece bunu farkedemiyoruz.)


  10. 🙂 evet ben simon’un ilk aşkı stella. sonradan ayrı gayrı düştük, blog dünyası buluşturdu bizi.


  11. valla hiç birşey anamadım.yazdıklarınızdan çıkan tek sonuç bu.baştan sonra bi okuyun bana hak verceksiniz..çıkartın 8 yılın acısını:)


  12. Belki de her şeyi bilmekle hiç bir şey bilmemek ve yaşamakla ölmek aynı şeylerdir????


  13. vayyy.hiç o açıdan bakmamıştım.şimdi her şey biraz daha netleşti


  14. kelebek, (her şeyi) bilmek ve (hiçbir şeyi) bilmemek o önermeye göre aynı şeyler. saflaşmak için mümkün olduğunca boş olmalı.
    yaşamakla ölmek özdeş ama ayrı.

    yorumlar konuyla alakalı olunca seviniyorum.


  15. midori, benim yazdıklarım çok net, kendisine pelin diyen stella’nın yazdıklarını okuma, o kafanı karıştırmış.

    ayrıca, stella’nın ne güzel gerçek ismi varken kendisine niye pelin dediğini de anlamadım:)



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s