h1

Milör’ün asistanı olmak istiyorum!

11 Temmuz, 2009

Bunca yıl yanlış adamları takip etmişim anacım. Önce Odtü’dekiler (biri rektör oldu, biri öğrencisiyle evlenmiş bir adamdı [evet, ondan çok şey öğrendim], biri mülayim bir kadın), sonra yeni dünya’dakiler (biri meşhur Dr. Z., biri Murat Hoca, biri dikkat çekmeyen bir adam). Yanlış olmuş. En baştan direk Milör’e gitmeli ve ben sizi asistanınız olmak istiyorum demeliymişim. Hayat boyu!

Çünkü her Çarşamba akşamı süper yiyen adamım Milör* meğer Georgia Tech’te ekonomi, Koç’ta uluslarası ilişkiler hocasıymış. Böyle birçok alanı kapsayan bir eğitimi var zaten. Hatta fazla eğitim almış diyebiliriz (kim doktoradan sonra hukuk okur?). Ama eğitim boyu ve çalışırken Fransa ve Amerika’da, parasını hem yemeğe ve şaraba yatırmış (şaraptan çok da kazanmış).

Ben bazen bu büyük ülkede bazı dallardaki uzman sayısına inanamıyorum. Dünya çapında uzman olanlar o kadar tek tük ki onlara birşey olsa kimse olmayacak. Milör böyle biri. Neyse ki NTV kendisini bulmuş da sürekli öğreniyoruz. Yemek (şimdi aramızda gastronomi demeyelim) en hızlı yükselen ilgi dallarından biri ve o gemide ben de varım. Asıl maksat yemek üzerine birşeyler öğrenmek ama bir yandan mekan da öğreniyoruz. Orada görüp yediğim iki yer oldu bile. Ama bana yetmiyor. Ben onun ekolüne girmek, zamanla bir Milör2 (milör dö) olmak istiyorum.

Bu yazıyı yazdıran bu hafta İzmir’deki restoranları gezmesi oldu -haftaya da devam edecek sanırım İzmir-. Ah, kendisine rastlasaydım da yalvar yakıl asistanlığını dilenebilseydim dedim (ceketle gezdiğine göre Mayıs’ta, en fazla Haz. başında çekilmiş programlar -sonrasında pantolon bile giyilemiyor burada).

Milör kim tanımıyorsanız kendisini anlatmak için en iyi sahne Cunda’da deniz kenarındaki restoran yedikten sonra verilen kamera arkası görüntüydü herhalde. Milör yerken şlop diye bir ses çıkıyor ve kenardan bir kız eyvah diyor. Noldu diyor Milör, cep telefonunuz denize düştü diyor prodüksiyondan bir kız. Cebine bakıyor Milör, yok, “onu oradan alamayız di mi” diyor karşısındaki rest. sahibine. Hayır diyor adam. Deminki kıza prodüksiyondan bir kız daha ekleniyor, ikisi suya bakıyorlar yakından, Milör’ün dibinde. Milör tabağına dönüyor, bir yandan deniz ürünü mezeleri yemeğe devam ederken “artık ondan hayır gelmez” diyor. NTV’ciler çok sevmiş olmalı ki bir süre tanıtımlarda kullandılar bu sahneyi.

{Bu arada programın pek farkedilmeyen ve aslında artı olmaması gereken bir artısı var. Her gün saatlerce süren ve pişirilen yemeklerin tadının uzun uzun tartışıldığı yemekteyiz’de şarabın ş’si geçmiyor (sadece 1 veya 2 kere içilen şeyin şarap olduğunu düşündüm, tabi ismi anılmadan). Pek gastronom konuklar yemekle beraber tatlı meyve suları, kola, hatta şalgam veya red bull içiyor. Eminim yapımcı firma veya şov tv’nin aman kimseyi kaçırmayalım evhamından bu. Çünkü içki konusunda böyle gerici olduk biz. Milörse her fırsatta şaraptan bahsetmeye çalışıyor.}

*Milör’ün (aslı Milor) ismini ben koymuşum sanki. Edith Piaf’ın ‘allez, venez, milord’undaki gibi, tam anlamıyla ‘adamım’.

θθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθθ

Geçen yaz da aynı şeyi düşünmüştüm. Yaz sezonu televizyonu kıştan daha güzel. Dizi yok, onun yerine yeşil ekran var. NTV giderek daha iyi ve daha ilginç programlar yapmayı öğreniyor. Program yapımcılığı, çekilen şeyi zenginleştirmek bizde bilinmeyen bir dal, ama yavaş yavaş gelişiyor.

Milör’ün programı kış sezonundan mekan değişikliğiyle devam. Onun dışında şimdilik daha çok Galata (Şişhane-Tophane) taraflarını gezen Levent Erden –Şehrin Şifreleri cuma 9-, çeşitli az bilinen antik kenti büyük bir tutkuyla gezen Ahmet Yeşiltepe (bu adam geçen yıla kadar normal ve ciddi bir sunucuydu, şimdi tam bir arkeoloji delisi olmuş) –Zaman Yolcusu perş. 8:30-, sonra ünlülerin yeşil işlerde çalıştığı Zor İş, çeşitli çevre sorunlarını takip eden Bay Yeşil, bir de sunan kızın güzelliğinin insanı üzdüğü Yeşil Tatil. . Çok uzman işi olmasa da en azından bariz bir heves ve enerji barındıran yapımlar (hepsi ntv’nin sayfasında var, video galeri kısmında).

Sanırım ben NTV’ye aşığım. Ta ilk zamanlarında düşünmüştüm. NTV gibi bir kanalımız olduğu için çok şanslıyız. Birçok kültürlü Avrupa ülkesinde olduğunu sanmıyorum. Zaten çok kendine özgü bir format. O sayede CNN Türk’ü de sürükledi peşinden o formata (yine de arada küçük bir fark var, ilki lehine).

Ratingleri ölçülse ne kadar minik bir seyirci yüzdesinin olduğunun anlaşılacak olmasından korkuyorum. Ama yine de seyircisinin alım düzeyi düşünülerek verilen reklamlarla kar edebiliyor demek. O da olmasa bağlı oldukları holdingin reklamlarını yayınlamak bile işlerine geliyordur.

NTV’nin bize fazla olduğunu, hatta onu haketmediğimizi düşündüğüm çok oldu. Şimdi tam öyle demiyorum. Çünkü biz neysek bu kanal da o. Ama en azından, ‘çok küçük bir kısmımız neyse o’.

Reklamlar

2 yorum

  1. Nerdeyse bir ydır televizyona bakmıyorum bile, değil ki seyretmek. Bakmak gerekirse diye şu programları not alayım, kafamda. 🙂
    NTV konusunda kesin hak veriyorum sana. İnsanın ruhunu daraltmayan bir yer orası, dahası içini açıyor.


  2. tv’suz hayat bana gidip küçük bir kasabaya yerleşmek gibi geliyor. çiftlik hayatı gibi birşey.
    ‘bakmak gerekirse’ diye demek:)



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s