h1

Herkes tekerlekli sandalyeyle bir gün geçirsin.

16 Ağustos, 2009

φ Başka örneği var mıdır, bilmiyorum, bizim apt.ın kapısı açık durur. Özellikle yaz civarı 5-6 ay boyunca kapıcı ve karısı sürekli açık bırakırlar kapıyı. Ben geçerken sıkıştırdıkları takozu çıkarır, kaparım, onlar tekrar koyar. Böyle hafif bir gerilim yaşarız. Sürekli de daha fazla sıkıştırırlar takozu, çıkarmak uğraştırır. Hava gelsin diye, derler. Eskiden daire kapıları da açık dururdu, bu yıl kapalı tutuyorlar. Söyleyince de biz buradayız der hep karısı. Sanki girip çıkanı görüyorlar.
Hele bir yolculuktan geldiğimde her daire kapısının önünde bir çilingirin bıraktığı reklam stickerlarını görünce iyice sinirlendim, tek tek bunları koyabilen açıp girebilir de, diye. Sonunda ne oldu? Üst katımızdaki daireye hırsız girdi geçen gün. Kapıcı bunu bize söylerken “e, şaşırtıcı değil, kapı hep açık” dedim. “Ya ben herkese söylüyorum, aşağıdan basıldığında sormadan açmayın diye, açıyorlar” dedi. Ah, suçluluk psikolojisi.

φ Bu olaydan 2 gece sonra üst kattan hışır hışır sesler geliyordu. Uzanıp baktım, ışıklar açık. Hırsız değil demek ki, ama ne? Sanki bir çocuk yerlerde oyun oynuyor. Ama koca kadın geceyarısı misket de oynamıyordur. Sonunda anladım, köpek. Çok komik sesler çıkarıyor, yerlerde sürünen bir bebek gibi. Ama umarım kalıcı değildir, uyandırabiliyor da bazen o hışırtı.

φ Apt.da köpek demişken son 2 yılda çok güzel bir köpek vardı. Cinsini bilmiyorum ama ondaki güzel beyaz tüylerle Grönland’da rahat yaşanır. Alpler’de üşüyenlerin karşısına bir anda boynunda konyakla çıkacak türden birşey. Geçen yaz geç saatlerde bahçede rastlaşırdık. Evde bunaldığı için gece bahçede bırakırdı sahibi. O tüyleri yazın İzmir’in sıcağında bırakmak işkence tabi. Sahibi olmadığında okşardım hep. O da huzurlanırdı sanki.
Ama apt. sakinleri iki kere imza kampanyası yaptılar, gitsin diye. Yönetici de buraya kızları bahçede oynasın diye taşındığını ama ondan korktuklarını söylüyormuş. Sanki en ufak korkulacak tarafı vardı. Vardı çünkü ben Amerika’dayken hastalanıp ölmüş. Zaten bir süredir hastaydı, şikayet edip duruyordu kapıcı.

φ Dün(Cuma) bankamatikte para yatırıyordum. Parayı aldı makina, kartı geri verdi o anda ve dondu kaldı. İçeri bakındım ama saat 7, kimse yok. Aradım bankayı. Gerçek bir kişiye ulaşınca ilgili birini bağladılar. Adam numarasını görüyor musunuz makinanın dedi. Bakındım, yok öyle bir numara. Zaten sorarlar diye aramadan da bakınmıştım (nerede hatırlamıyorum ama bir yerde daha geçmişti). 3 bankamatik vardı şubenin önünde. Hangisi olduğunu bulursak resetleriz, sonra parayı geri verebilir dedi. O anda içeriden üç kadın memur çıktı. Onlara sordum, bu bankamatiğin numarasını biliyor musunuz diye. Boş boş bakındılar. Sonraki 10 dk. telefondaki adamla üç kadın arasında laf taşıdım. -Biliyorlar mıymış? -Hayır, bir başkasını arıyorlar. -Telefona birisini verir misiniz? -Sizi istiyorlar. -Ama biz bilmiyoruz ATM’yle ilgili birşey. İşte, işiyle ilgili sorumsuz olmanın en iyi örneği.

Adam araştırdı oradan, bulamadı. Diğer bankamatiklere bakın dedi. Ama yazmıyor hiçbir şey. Orası da Alsancak’ın en yoğun ATM’si, sürekli sıra var. Bekleyen insanların arasından dolanıp telefonda sesli konuşup bankamatik ekranlarına bakıyorum. Memurlar da bir an önce gitmek istiyorlar evlerine ama gidemiyorlar da. Adam tekrar istedi birisini. Verdim bu sefer kararlı bir şekilde. O sırada yandan bir adam seslenip bunun numarası şu dedi. Meğer ilk ekranda yazıyormuş. Diğerlerinin numaralarını öğrenmiş oldum ama kadınla adam da çözmeye başlamışlar. Talimatlarla kapatıp açmış kadın ATM’yi. Geri sayıma başladı ekran, 1800’den. Yaklaşık saniyede bir sayı. Yani 30 dk. sürecek. Neyse, hızlandı sonra. Açıldı makina, parayı vermedi (Pazartesi’ye kaldı). Arada “çocuğu anneme bırak” gibi telefon talimatları veren memurlar da ben de kurtulmuş olduk.

φ Durakta otobüs bekliyorum. Tekerlekli sandalyede tombul, 11-13 yaşlarında bir oğlan geldi ileriden. Durağın önünde durdu. Biraz bekledi, az sonra manevralar yapmaya başladı sandalyesiyle. Kaldırım 2.5 metreyse durağın demirleri yaklaşık 2 metresini kaplıyor. İki tarafta da otuzar santim kalmış en fazla. Yürüyerek bile zor geçiliyor. Kaldırım rahat 30-40 sm. yüksekte, yani yola inemez. Durağın arkasındaki boşluktan sonra da alçak bir tümsek var, sonra dar bir toprak-çalılık alan -oradan da mümkün değil geçemez. Oğlan o tümseğe doğru sürdü arabasını, çıkamadı ve ben o anda eridim. İçim cız etti. Kalenin burçlarından kızgın yağ döktüler, ciğerlerime aktı. Motor su kaynattı, kapağı zamansız açtım, içime doldu. Geçemeyince geri döndü oğlan, geldiği yöne doğru. Bu kabul edilemez geldi bana. Düşünün, evden bir yere gitmek için çıkıyorsunuz, ama kaldırım yüzünden gidemeyip geri dönüyorsunuz. Birşey demek istedim (yardım edeyim geçmek istiyorsan), diyemedim. Hem kabul etmez gibi geldi. Hem ben burada yardım ettim diyelim, sonra kim edecek. Bir fotoğraf vardı ya, adam tekerlekli sandalyeyle kaldırımın özel yapılmış eğimli kısmından çıkıyor, ama tam karşısında direk. Tüm şehir böyle.

Ama ilahi takdir, o anda bir otobüs geldi, üstelik yeni bir otobüs ve üstünde tekerlekli sandalye figürü var. Oğlan da döndü hemen binmek üzere. Orta kapı önünde durdu. Birşey demedi ama diyecekmiş gibiydi. Çok çekinik, yüzü güleç bir oğlandı. Şoföre söyleyeyim mi dedim. Onayladı. Söyledim, şoför gidip ayarlarını yaptı, oğlan bindi. Ama böyle çekinik bir oğlan inerken söyleyemezse diye izledim ileriden. Düğmeye basacak ama şoför o olduğunu nasıl anlayacak? Bir durak atlasa geri dönmesi işkence. İki durak ileride kapıya yöneldi (demek ki ondan otobüs hemen gelmeyince bari ben gideyim demiş). Şoför de anladı neyse ki. Yine gülümser bir yüzle indi.

Düşündüm de gelişmişliği tek bir ölçüte indirgeyeceksek engellilere verdiğin hayat şartlarına bakabiliriz. İlla zenginlikle de birebir ilgili değil bu. Herkes otobüs bileti için 2-3 kuruş fazla versin ama onlar için helikopter tutulsun.

Reklamlar

2 yorum

  1. İngiltere’ye ilk kez gittiğimde, “ne çok sakat insan var bu memlekette, genetikleri bozulmuş bunların, acaba dünya savaşlarının sonucu mu” diye düşünüp, teoriler üretmiştim.
    Sonra anladım ki, o toplumda engelli olanlar evlerde saklanmıyor, bizde olduğu gibi ayıbı gizlermiş gibi davranılmıyor sakatlara, hatta yaşlılara. Onlar için kurumlar var, organizasyonlar var, imkanlar var. Onları da olabildiğince topluma katmaya çalışıyorlar.
    Ne değişti o günden bu yana?
    Eh işte, birkaç otobüs alındı, kaldırım yapılması unutuldu, kaldırım yapıldı binaların merdiveni kaldı, vs. vs.
    Doğru diyorsun; herkes tekerlekli sandalye ile bir gün geçirsin!


  2. ekmekçikız, Londra ya ilk gidişimde ben aynı sendromu yaşamış, sonra biraz zaman geçirince seninle aynı sonuca varmıştım. onlar hayatı engellilere göre düzenliyor…biz ise parası olanlara göre..



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s