h1

I blog, çünkü 140 karakterden daha fazlasını yazabiliyorum.

16 Eylül, 2009

FWD = tweet

Eskiden forwardlar vardı, bilirsiniz. Tabi hala var da eskiden daha yaygındı. Arada ne kadar itici olduğunu görüp yollamayı bırakanlar oldu. Eskiden bol bol karikatür (en çok Selçuk Erdem), fal yazılarının olduğu döküman ve powerpoint dosyası gelirdi. Hayatla ilgili mesajların olduğu, görsel ve işitsel zenginleştirilmiş bu powerpointler çok alemdi. Hele bazılarında ilişkilerle ilgili ahkam kesilen uzun yazıların altına Nazım Hikmet, Çetin Altan, Can Dündar gibi (başka görmedim) afilli isimler uydurulurdı. Böyle şeyleri hazırlamak için tüm gün ofiste geçirmeye mecbur olmak ama yapacak işinin de olmaması gerek diye düşünürdüm. Yani, klasik memuriyet işi. En iş yapmayan memuriyet olarak da Çevre Bakanlığı’nı bu powerpoint’lerin merkezi olarak ilan etmiştim.

Bu tweet filan da tam o forward’lar gibi. Bir başkasının ürettiği birşeyi bulup kendinden hiçbir şey eklemeden göndermek. Hem öyle şeylerle uğraşmak için sonsuz bir vakit ve en azından sürekli bilgisayar başında olmak gerek. Haberciler, IT çalışanları filan için anlaşılabilir belki (ki onlar da sıkılmaz mı sürekli ekrana bakmaya) ama ya gerisi?

Merak

Ekran başındalık bir yana, ben niye birinin o sn. ne yediğini, ne dinlediğini, hangi mekanda olduğunu merak edeyim. Uzun yıllar önce sabahladığımız bir proje çalışması yapıyorduk. Gruptaki oğlanlardan biri de sürekli olarak sevgilisine o sırada neler yapmakta olduğumuzu anlatıyordu. Fazla bilgi. Öyle itici. Gerçekten merak edersem açıp sorarım napıyorsun diye.  Ayrıca, bir arkadaşımın o anda neler yaptığını herhalde ancak Cannes film festivaline filan gitmişse merak ederim. O da çok yakın arkadaşım olmalı. Ama burada bağlanılan yüzlerce kişiden ve takip ettiğin ünlülerden bahsediyoruz. Ünlüler mi? Teenager fan’lar mıyız biz?

Sensin 140

Yeni gençliğin yazı yazamadığını farketmeyen kaldı mı? Sokakta rastgele 100 genç durdurulup bir paragraf yazı yazmaları istensin. Çok basit birşey, bir maçın özeti gibi. Yarısının yazamayacağına eminim. Bir defa noktalama işareti onların dünyasında yok. Sonra aynen konuşur gibi yazıyorlar ama konuşma diliyle yazı dili apayrı diller. Kelime yazılışları, cümle dizilişleri geri kalan beceriksizlikler.

Niye böyle derken farkettim, ki bayağı oluyor, arada birçok kişi farketmiştir, bu gençlik başka hiçbir yerde yazı yazmadığı kadar sms yazmıştır. Bildiği dil sms dili. Dili bozması da bir yana, 140 karakterde ne anlatılır ki? Ben mesaj yazdığım ender zamanların birçoğunda 2. mesaja geçmiş oluyorum. Karakterlere zorla basılan cep telefonunda sığamıyorken rahat rahat yazdığım bilgisayarda niye bu kadarcık karakterle kısıtlanayım ki? “bluedevil liked this“ten daha fazla söyleyecek şeyim olduğuna inanıyorum.

Ayrıca, birşeyi beğenip beğenmediğini söylemek başlı başına bir eleştiri değildir. Ne bir neden barındırır, ne de o şeyle ilgili doğru dürüst bir bilgi verir. Tek başına fazlasıyla öznel ve gelişigüzeldir.

Reklamlar

6 yorum

  1. Bi bakiim, yazacaklarım kaç karakter olacak? 😉

    Hah, şükür! Sonunda, tam kendimi çağ dışı, dinazor, vb. gibi hissetmeye başlamışken, benden genç biri itiraz etti, şu iletiştiğini sananlar hakkında.
    Sanırım, şu söylediğin ” ben niye birinin o sn. ne yediğini, hangi mekanda olduğunu merak edeyim” eleştirisi, konunun nedenine parmak basmakta.
    Öyle yapıyorlar, çünkü, “ünlü” kişilerin o anda nerede olduğunun merak uyandırması esası üzerinden yayın yapmakta, medya. Onlar da, kendilerini özdeşleştirdikleri kişi gibi olmak için, “an”larını açıklayıp duruyorlar.
    İyi de, bir insan, gündelik hayat içinde ne kadar zamanını merak uyandıracak faaliyetler içinde geçirebilir ki?


  2. psikotik dunyada sadece zevke, acidan ya da herhangi birseyden kaynaklanan zevke yer vardir. ondan kisi ancak memnun olabilir ve bunu bildirme, acik etme “ozgurlugune” sapina kadar sahiptir. memnuniyetin otesi ise icinde patlasa yeridir.

    togliatti liked this post.


  3. çavdar hanım, siz böyle dedikçe kendimi pek küçük hissediyorum. deyin deyin. (sonradan not: doğrusu ‘diyin’ olacak, di mi, ‘deyin’ değil?)

    dün the fall üzerine birşeyler demek için araştırırken film ve kitap eleştirileri yazan bir kızın blogunu gördüm, amerikalı olsa gerek. her türlü sosyal sitede bir kimlik oluşturmuştu kendine, özellikle de faceb.’ta hayranım ol kutucuğu pek battı bana. iki okuyucusu olan gerçekten kendisini takip edilesi önemli bir insan olarak görüyor. yüzbinlerce basılan bir gastenin köşe yazarı gibi hissetmek bu. neler yaptığımı yazıyorum çünkü bu önemli, beni takip edenler var. ve takip edilmek bir anlamda aranmak, sevilmek, iyi davranılmak gibi bir ihtiyaç haline geliyor. mesela, faceb.’taki arkadaş sayısını artırmak sadece bir gösteriş unsuru değil, aynı zamanda sana kendini önemli gösteren birşey.


  4. togliatti, bu içinde bulunduğumuz çağ basbayağı psikotik o zaman. bu, tüm tepkiyi i liked this/i didn’t like this’den ibaret gören günümüz dünyasında birşeylerin yanlış gittiğini biliyordum ama adını koyamıyordum.

    ve teşekkür ederim.


  5. Hayır
    Gençlik yazı yazıyor.
    Düşünemediği kadar yazıyor, düşünemediğini anlatamadığı kadar yazıyor, yazım kuralına uygun yazdığını düşünerek yazıyor, kendini ifade edebildiğini sanarak yazıyor yani yazdığını sandığı kadar yazıyor.
    Oysa
    Yazabilmek için önce düşüneBİLMEK gerekir. İşte bunu bilmiyor.

    Bu arada
    The Fall filmi


  6. The Fall “DÜŞÜNCEYİ” ne çok aşıyor.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s