h1

El Secreto

13 Ekim, 2009

Biz başka memlekete benzemeyiz ya, ben sanırım bizim topraklarda geçerli olan asıl The Secret’ı çözdüm. Ama şimdi bunu size burada mı yazsam, yoksa kitap yapıp 100 bin mi satsam acaba?

Tamam, size çıtlatayım. Ama söz verin, kitap çıkınca bilmiyormuş gibi yapçanız.

Efendim, bizde birşey olmasının yolu onu çok istemek, aman olumsuz ifadeler kullanmamak filan değil. Direk ben oyum demek. Biz özgüven fakiri bir toplumuz ya, arada kendine güvenen kişiler çıktığında direk etki alanına giriyoruz. Kim sağlam, düsturlu bir şekilde ben şuyum dese peşine takılıyoruz. İddia ediyorum, kalabalık bir metroda bir deney yapın: Bir arkadaşınız ilerde bayılma numarası yapsın, siz de ben doktorum deyin. Bunu Almanya’da yapsanız mutlaka biri size kimliğini göster der. Kanada’da yapsanız, ne gerek var, acil yardımı hepimiz biliyoruz denir. TR’de ise ‘açılın, abi doktormuş’ der herkes.

Bakın etrafınıza, gastelere, televizyonlara. Gördüğünüz bir yere gelmiş kişilerin en az %80’i zamanında bir şekilde ben buyum diye ortalığa atlamış kişiler.

Bakınız, sanat dünyamız. Çok değil, bundan 5 yıl önce yönetmen deyince akla gelen iki isim, sinema tartışıldığında çağrılan daimi iki konuk Sinan Çetin ve Mustafa Altıoklar’dı. Kendilerinin doğru dürüst bir film çektiğini görmüş olduğunu bilen var mı? Tiyatro yönetmenlerimizin çoğu kendinden menkul tiyatro adamları. Oyuncularımızın bir kısmı da öyle.

Televizyoncularımız: Acun, geçen yıl Seda Sayan’dan (buyrunuz, kendinden menkulluğun Allah’ı) sonra 2. en çok vergi veren sanatçıydı. Kimdir sayın Acun? Kendi kendisini spor muhabiri, gerzek sunucu, sonra da program yapımcısı yapmış bir kişilik. Şimdi Adriana Lima’yı Miami’deki evinde ağırlıyor.

Gasteciler: Açın bir gazeteyi, herhangi bir köşe yazısını okuyun. Sizin de yazabileceğiniz birşey olmaması pek olası değil. Hele spor sayfasını açtıysanız hiç mümkün değil.

Modacılar, politikacılar (bunun en bariz olduğu iş dalı), reklamcılar, sinema eleştirmenleri, hatta toplumbilimciler; yani, muğlaklığın olduğu her meslek. Her taraf, hayatının bir noktasında ben buyum diye ortaya atlamış, oysa değil o, hemen hiçbir şey olmayan ağalarla dolu. Bunlar genelde köprünün başını tutmuş oluyor. Onlar yaşlanmış ise hemen gençlerden yenileri çıkıyor.

Siz de deneyin. Atlayın ortaya, deyin ki ben St. Remy’de aşçılık okuluna gittim, iki Michelin yıldızlı Gorbiot’nun yanında 3 yıl çalıştım. Veya Floransa’da iç mimari okudum, geçen yıl  La Scala’yı restore eden gruptaydım. Olmadı, babam beni Ermenildo Zegna’nın yanına çırak verdi, 5 yıldır terziliğini yapıyorum, dersiniz. En fazla iki vakte kadar keşfeder sizi medya. O olmadı, kendinizi Bilgi’de ders verirken bulursunuz.

Sonuçta Melis Alphan’dan neyiniz eksik? (kendisi Milliyet’te yıllardır sayfalarca moda yazan bir şahsiyet). Eminim, onun kadar kıvırırsınız. Hatta, en iyisi siz o olun, o da siz [referans için bakınız Beyaz Kale, veya Şaban filmlerinin yarısı].

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s