h1

anap da gitmez sanıyorduk

25 Kasım, 2009

Ankara’da belediye otobüsü. Arkalarda bir kadın telefonda konuşuyordu sanırım. İzmir’de çok daha az rastlanıyor bu görüntüye. Biri konuşacak oldu mu, 5 dk.ya geliyorum filan deyip kapatıyor. Uzun uzun sohbet hali Ankara’da çok daha yaygın. İşte böyle belirsiz, yasak mı-değil mi, yasaksa yaptırımı ne, olunca sonucu da böyle oluyor.

Neyse, sonra yoğun tartışma sesleri gelmeye başladı. Gerekli bir şey konuşmuyordunuz ki sohbet ediyordunuz diyordu bir kadın. Diğeri, nereden biliyorsunuz dedi diğeri. Bu minvalde devam etti bir süre yükselen sesler. Sonra dışarıdan katılan adamlar da oldu. Genelde konuşan kadını eleştiriyordu adamlar. Ama biri, “kapalı diye böyle diyorsunuz, açık olsa bir şey demezdiniz” dedi. Anladım ki konuşan kadın kapalıymış. “Ama olmaz ki, siz politika yapıyorsunuz, ne alakası var” dedi. Hararet büyümüştü. İlk eleştiriyi yapan 30’larındaki kadın sinirliydi, “hata bende zaten” diye söylene söylene Bahçeli’de indi.

Dişçim askere gidecekti. Zaten bir süredir adamın hayatını yakından izliyor gibiyim. Evleniyor, doktorayı bitiriyor, çocuğu oluyor, askere gidiyor. Pazarları da dalıp avlanıyor genelde. E, iyi kazanıyor sayemizde, biz ödüyoruz, o yaşıyor.

Neyse, gitmeden önceki son gününde dişimi bitirecekti. Rengini beğenmeyince geri gönderdi. Bana da “1 saat dolaşın, İzmir’de değildiniz bir süredir, özlemişsinizdir” dedi. Ben de çıkıp yakınlardaki Zara’ya gittim. Deri bir ceket beğendim, bomber tarzı (2. dünya savaşı pilotlarından esinlenilen). Benden sonra bir oğlan denedi. Yanındaki arkadaşı iyi oldu dedi. Deneyen beğenmedi. “İyi olmadı mı” dedi bir ses. Baktım, belli belirsiz bana sormuş arkadaşı. “Bence de iyi, beğendim ben o ceketi” dedim. Benim tarzım değil, dedi diğeri. O sırada dikkat ettim, oğlan, yani deneyen son derece Arda’ya benziyordu. Söyleyecek yer arandım. Onlar asansör beklerken ben de yaklaştım.

“Siz çok Arda’ya benziyorsunuz. Söyleyen çok olmuştur herhalde” dedim. “Yok, hiç olmadı” dedi ve çok şaşırdı oğlan. Ben de onun şaşırmasına şaşırdım. Arkadaşı “evet ya, aynı küçük vücut-büyük kafa” dedi. İkiliden o, arkadaşı ile daha fazla ilgilenendi sanki -Sancho Pancho sendromu. İki erkeğin böyle beraber kıyafet bakınması enderdir ama, böyle arkadaşlık iyi birşey. Arda benzeri kabullenemedi benzerliği. Sakaldandır, o da böyle bırakıyor ya, dedim. Yine inandırıcı olmadı. Ara katta durduk. O ana dek konuşmamış olan Zara çalışanı kız “bence de benziyorsun” dedi ve kimseye bakmadan indi asansörden. “Giderken son sözü koydu” dedi arkadaş olan.

Dişçim ağzımın içindeyken bir yandan yanındaki bölüm arkadaşı kızla konuşuyordu. Dekan gibi şeyler geçti. Duydunuz mu dedi bana. Ağzımın içinde tüpler filan varken konuşulmuyor da. Yoo demeye çalıştım. Seçim yapılmış. Oyların % 80’ini alan hocanın dekan olacağına herkes eminken YÖK 3-5 oy alan seçim 3.sü hocayı atamış. Böyle olacağını bilseler bir aday daha çıkartır, o hocayı 4. yaparlardı dedi dişçim.

Kamuda çalışıp benzer şeyler yaşamayan var mı bilmiyorum ama genel seçim zamanında bloglar arası yürüyen tartışmalarda akp’yi savunanlar vardı -şimdi imkansız görünse de. Sevdiğim bir blog yazarı kadrolaşmayı savunuyordu, beraber çalışmak istedikleri adamları göreve getirmeleri gayet normal diyordu. Bir kulübe teknik direktör atanırsanız kendi yardımcılarınızı götürebilirsiniz. Ama kulübün altyapısında yıllardır çalışan ve genç takımdan yetişen tüm oyuncuları kendi oğlu gibi iyi tanıyan hocayı da attırırsanız önemli bir bilgi birikimini kaybedersiniz. Ki bunun üstüne, hepimiz iyi biliyoruz ki akp’nin kadrolaşması iyi üretmek için değil, kendi ideolojisini hakim kılmak için.

7 yıldır baştalar, yakınlarda bırakacakları da yok. Zaman zaman akp’ye sıkışmışız gibi gelebilir, ama herkes bir şans bulur, herkes sırasını savar.

Reklamlar

2 yorum

  1. Ee; bu yazı değişmiş! Sabah başka sözler de vardı.
    Neyse, blog dedektifi gibi oldum sanki!
    Şu cep telefonu ile otobüste konuşmanın şahını geçende bizim belediye otobüslerinden birinde gördüm; nerdeyse onbeş dakika konuştu bir delikanlı. Daha doğrusu dinledi, arada bir mırıldandı, sevgilisinden azar mı işitiyırdu, yoksa cilve mi dinliyrdu yüzünün ifadesinden anlayamadım, ama çook konuştu. Saçma!


  2. blog dedektifi’nım, yalnız ben yazılarımın oralarını buralarını sürekli değiştirme, ekleme-çıkarma, hatta silme hakkını saklı tutuyorum. çok eski yazılarımda bile birşeyler düzeltiyorum bazen.

    e, ankara, ama özellikle de istanbul soysuz şehirler. ne yapsan kalabalığa karışacak duygusu var sanırım. geçen aylardan birinde geldiğimde de yazmıştım ya, öyle sonsuz bir özgürlük var orada.

    ben bir tane daha otobüste politik tel. konuşması vakası yaşadım ankara’da. adam kürtçe konuşuyordu. uzun uzun konuştu. sonradan binen ve öne oturan bir kız bu ne diye dönüp baktı. ben birşey demek istedim, diyemedim. uyarının adamın diliyle ilgili algılanma riski vardı. yanındaki orta yaşlı kadın da benle beraber inerken ‘hep telefonda konuştunuz, çok ayıpladım, bakınız yasak’ dedi.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s