h1

John Turturro’ya benzeyen dansçı

9 Mart, 2010

Kız babaları hayatımı Oscar tahminleriyle kazanmamı tasvip etmiyor olabilir. Ama gerçek bu. Elimden başka iş gelmez ve bu iş elimden gelir. Bu yıl, ayıptır söylemesi, yine biraz bildim (birkaç kişinin, ben bildim diye yazdığını gördüm, avatar’ın kazanmayacağını bilmeyi kastediyorlarmış. anam geriye 9 film kalıyor). Ama bu benim işim, bırakın da o kadarını yapayım. Hem hep bildiğim orijinal senaryoyu bilemedim bu sefer, hiç yakışmadı.

Yalnız, benim için yılın en beklenen olaylarından biri (hatta büyük kupaların olmadığı tekli yılların şampiyonlar ligi finaliyle beraber en beklenen olayı) gittikçe çekiciliğini kaybediyor. Yeni öne sürmeye çalıştıkları (yani ödül sundurdukları) tıfıl oğlanlar-kızlar bana hiçbir şey ifade etmiyor örneğin. Bir kere ne güzel bu kız dedim, o da Demi Moore çıktı ve ben pek iyi hissetmedim.

Sonra, nerede eskinin güzel ‘sinemaya sevgiyle’ bölümleri. Çeşitli temalarda, diyelim görüntü yönetmenliği üzerine, veya ünlü bir kurgucunun işleri üzerine o kadar güzel klipler yaparlardı ki sırf o kliplerle tekrar aşık olurdunuz sinemaya. Veya aday şarkıları baba şarkıcılar sahnede cover’lardı. En iyi müzik adayları sahnede canlandırılır, bir dans koreografisi hazırlanırdı. Gerçi bu kısım kısaltılarak vardı yine, 5 aday birarada. Hip-hop’ın popülerliğinden yararlanmak için sokak dansçıları kullanmışlar ve özellikle bazı danslar müthişti (2-3-4). 2. dans numarasındaki John Turturro’ya benzeyen ‘kalın’ dansçının rahatlığına bittim özellikle (kaliteli bir görüntü şu dakika itibariyle yok, bir tek dailymotion’da bu var).

Ayrıca, Davud Goliath’ı yendiğinde hoş oluyor tabi. En iyi filmi kazandıklarında “Umarım dağıtıcı firma buluruz” diyordu Hurt Locker’ın yapımcısı ve aynı zamanda senaristi olan, Irak savaşında gazeteci olarak bulunup bu hikayeyi filmleştiren Mark Boal. Filmi çekecek 15 milyonu zor biraraya getirmişler (herhalde teknik olarak da başarılı bir film için daha azı mümkün değil o ülkede) ve gişede 12 milyon gelir elde etmiş film. (500 milyona çekilen) Avatar’ın 2.5 milyarlık gelirinin 200’de biri. Böyle ödüller Oscar’ın prestijini artırıyor (ama daha birkaç yıl önce Şikago’nun Oscar aldığını unutturuyor mu? asla).

Bir de “eşcinsellik hastalıktır” diyen kadın bakanımız Kavaf’la bir Holivut aktivisti, mesela Sean Penn aynı ülkenin vatandaşı olsalardı, ödül sunmaya gelen Penn bir güzel giydirseydi, “bakanımız olmanızdan utanıyorum, siz de utanın” deseydi mesela.

Reklamlar

12 yorum

  1. Sean Penn, ödül vermeye geldiğinde yine de birşeyler söyledi.

    İyi de, Hurt Locker’in kazanmasına da çok sevinmedim ben. Ya da belki, yönetmenin ödül kabul konuşmasındaki ifadelerine diyeyim. Tamam, onların evlatları ölsün diyen yok, dönsünler evlerine de, zaten neden oradalar ki? Asıl meselenin ekseni sapıyor böyle olunca, sanki.

    Bir de o dansçılar, törenin en hoş bölümüydü, bir de tüm aday kadın ve erkek oyuncuların birlikte sahnede oldukları başlangıç iyiydi.


  2. sean penn, tekrar seyretmedim ama ilk seyrettiğimde anladığıma göre “akademi iyi oyuncuları yıllar boyu görmezden geliyor” dedi. kendisini kastetti galiba, ama o tam da ihmal edildi sayılmaz, geçen yıldan önce de bir oscar almıştı. o yüzden tam anlamadım.

    bigelow kötü birşey demedi ama. tam olarak “And I’d like to dedicate this to the women and men in the military who risk their lives on a daily basis in Iraq and Afghanistan and around the world and may they come home safe.” demiş. militarist veya savaş yanlısı denemez. yapımcı olarak çıktığında da tüm üniformalı çalışanlara teşekkür etti, itfaiyeciler filan. çok klasik teşekkürler aslında bunlar. o sözlerden niyet çıkar diyorsunuz sanırım siz. ama hikayenin de ırak’taki gerçek bir hikayeye dayandığı düşünülürse normal sanırım.

    dans numarası inanılmazdı gerçekten. vidyosunu ararken (bu arada ne copyright’mış, yutup’ta hala yok törenin 2. yarısı) gördüm, aylar önceden dansçı seçmeleri başlamış. tam bir broadway gösterisi disiplini.


  3. kadının konuşması beni de rahatsız etti. biraz tribünlere oynarmış gibi geldi. ne bileyim şey de diyebilirdi “oralarda olmamaları gerekirken oralarda olmak zorunda kalan askerlerimize” falan gibi.
    bu tip törenler (özellikle oscar) acaip yapmacık geliyor. seyretmeye tahammül edemiyorum. bir de ne saçma şeylere gülüyorlar azizim…


  4. sen şimdi benim oscar’ıma yapmacık mı diyorsun? sensin yapmacık!

    anlıyorum tabi de tümden yapmacık değil. birçok baba oyuncu, birçok hoş öykü, birçok da usta işi zenaatkar set çalışanı görüyorsun. yani mesela bergman (3 kere almış, bilmiyordum ben), fellini veya daniel day lewis ödül aldığında da aynı oscar’dan bahsediyoruz. veya birçok başyapıt filmi kurgulayan bir adamı tanıyoruz böylece. gibi. bu sırada diğer tarafını görmezden geliyoruz.


  5. şimdi buna da saçma diyeceksin biliyorum ve hakkaten de saçma ama yaşını başını almış oyuncuları aday gösterip sonra da ödül vermiyorlar ya çok üzülüyorum 🙂

    aileye bakan bakanımız çok can sıkıcı. ama ben insan hakları anlatıp da “ay eşcinsellerden ben korkarım, çocuğumla falan aynı ortamlarda olmasınlar” diyen hukukçu biliyorum.


  6. yok, saçma değil öyle. ama aday gösterilmeye de ödül olarak bakmaları gerektiğini onlar bizden daha iyi biliyor sanırım, özellikle son yıllarda. hem akademinin de bir işleyişi olduğunu, bir başka sefer de kendilerinin aldığını, şimdiye dek almadılarsa başka bir yıl alacaklarını düşünüyor olmalılar.


  7. Amerika’nın elalemin ülkesine girip, orayı mahvedip, sonra da milleti öldürürken nasıl travmatize olduklarını anlattıkları filmlerden nefret ediyorum. Ben olsam ödülü Up’a verirdim, izlediklerim içinden beni en çok hislendiren film oydu.


  8. ne yaman çelişki ki hem katılıyorum hem de diğer tarafı da savunmam gerek gibi hissediyorum. belki o insanlar ‘mecburi asker’ olsa (hani bir sınır karakolunda teslim olan askerler suçlu bulundu ya yakınlarda) savunmam daha kolay olurdu da bunlar ne yaptığını bilmese de bunu para için yapan insanlar. yine de hayat önlerine daha iyi bir seçenek çıkarmadığı için asker olan, ırak’a gidiyorsun denince mecburen giden insanlarla o kararları alanları ayırmak gerek gibi geliyor bana. (travmaları yaşayanlar, o karar alıcılar olsa direk sana katılacağım).

    ben olsam ödülü 3 maymun’a verirdim, o ayrı tabi.


  9. adamlar (Bigelow’dan sonra kadınlar da)kendi savaşlarını anlamlı göstermek için sürekli yeni taklalar atıyor. Forrest Gump neydi ki Hurt Locker ne olsun. Ha Tim Robbins ile Morgan Freeman şakalaşmasını törende seyretmek güzeldi, o da ayrı.


  10. ama siz de biraz fazla üstüme geliyorsunuz sayın okurlar:) 5. keredir hurt locker savunuyorum ki henüz izlemedim.
    forrest gump’tan en başından beri hoşlanmamış, zaten bayağı bir süre seyretmemiş biriyim. ama holivut tarihi çok baba savaş filmleriyle doludur. stalag17 veya thin red line. hatta full metal jacket. kubrick çekti diye o amerikan filmi değil mi yani? yani kısaca, savaş filmi olması onu bir gruba sokmamızı gerektirmez. önemli olan savaş üzerine ne diyor bakalım.

    ve evet, tim robbins ne sevimli adam. o çok zorlama methiye düzme bölümünü hoş bir hale getirdi.


  11. bir hikaye geldi aklıma. kocamın bir tanıdığı güneydoğu’da özel tim’deymiş. çok yakın bir arkadaşı bir çatışmada vurulmuş. sonra operasyona gitmişler, bir sürü insan öldürmüşler. o kadar öfkeliymiş ki gidip ölülerin kulaklarını kesmiş. bir arkadaşı bıçak elinde ölüleri kesmeye giderken ona şöyle demiş: ”yapma abi, onlar öldü, artık kardeş oldunuz siz”. yine de gidip kesmiş ölülerin kulaklarını. sonra çok pişman olmuş, hatta birilerini öldürmekten çok o kulak kesme olayı üzüyormuş onu. ”çatışma olur birini vurursun ama kulak kesmek çok kötü” diye düşünüyormuş hep. olayı düşündüğünde de hep aklına o arkadaşının sözleri geliyormuş, ”artık kardeş oldunuz siz” deyişini hatırladıkça üzülürmüş, ancak şimdi anlayabiliyormuş ne demek istediğini ama artık çok geçmiş tabi.


  12. ben bunu niye anlattığını anlamadım. vahşetin kendisi kadar anlatılması da vahşet. konuyla da ilgili bulamadım.
    amerika konusunda ise, bir önceki yorumda da demeye çalıştım. amerika isminde tek bir kişi yok. bir ülkeye girme kararı verenler var, bu uğurda piyon olarak kullanılanlar var, bir de onların acılarını film yapanlar var. ve herkes önce kendi milletinin acılarını anlatır.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s