h1

Tayyyip devletine doğru

13 Haziran, 2011

Aslında bu gece, yani 12 Haz. gecesi yattığınızda ümitsizce kafanızda beliren soru işaretlerini yanıtlamak için yazmayı düşünmüştüm bu yazıyı, yine ümitsizce. Bir gün geç kaldım.

Cuma günü çok canımı sıkan iki haber gördüm:

Hopa’da tutuklananlar Ankara’ya götürülüp bayağı dövülmüşler. -Klasik blog okuru linklere tıklamayı beceremiyor, o yüzden- Buraya da kopyalayayım:

Hacı Özkan (BES Danıştay Temsilcisi): “İl Emniyet Müdür Yardımcısı Kenan Kabak, “Onu da alın, o da gününü görsün” diyerek beni de gözaltına aldırdı. Otobüste 5 saat boyunca her türlü şiddet, hakaret ve darp kesintisiz olarak devam etti. Gece 23.00 sularında Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu, Ankara Emniyeti’ne girmeyi başarıp, “Nedir bu insanların hali, hiç mi yürek yok sizde. Hâlâ mı kelepçeliyorsunuz” deyinceye kadar bütün insanlık dışı muamelelerine devam ettiler.” (onun konuşma görüntüleri de var o gazetede, çok üzücü gerçekten).

Hüseyin Gölpınar (BES üyesi): “Engelli olduğumu söyledim ama bu sefer de saldırının dozunu iyice arttırdılar. Aldığım darbeler sonucu her iki elimin başparmaklarımda doku kaybı var. Kaburgama aldığım darbe nedeniyle nefes alamıyorum.”

Ezgi Şahingöz: “İşkence bizlerde derin izler bıraktı. Bana metal kelepçe takıldı. Cin sel tac ize maruz kaldık. Otobüse bir grup çevik kuvvet bindi, bir grup indi; hepimizi sıra dayağından geçirdiler. Yüzümdeki iz polisin kaskla kafa atmasıyla oluştu.”

Özden Kaya (KESK’e bağlı sendikanın yöneticisi): “Yaka paça saçlarımdan sürükleyerek götürdüler. Bacaklarımda darp izleri var. Otobüse bindiğimde kâbus başladı. O kadar vahşilerdi ki gelip gidip kelepçeleri sıkıyorlardı. En çok başımızdan darp aldık. Yüzümdeki iz de bir çeviğin yüzüme attığı yumruktan oluştu. Camlar özel filmle kaplı olduğu için dışardan görünmüyordu bize yapılan işkence. Bu yüzden çok rahattılar.” 

Tarihsel bakan biri “ne var bunda, böyle şeyler her zaman olmuştur, vaka-i adiye” diyebilir. Ama şöyle bir fark var. Bu yıllara değin terör örgütü bağlantısıyla, veya marjinal sol akımlardan birinden diye işkence olurdu bizde. Bu insanların tek yaptığıysa Tayyyip’i protesto etmek. Eylem de HES’lere karşı, çevreci bir eylem.

2. olay da NTV ile ilgili. Doğruluğuna tam emin değilim, ama Can Dündar, konuk etmek istediği Nuray Mert için yönetimden çıkarma mesajı gelince erken tatile çıkmış. Bunu ciddiye almayacağım Oray Eğin yazmış, ama Can Dündar sitesine bu ve tüm benzeri yazıları almış ve üzerlerine hiçbir şey dememiş. Ayrıca, belli başlı ve orta halli program yapımcıları Çiğdem Anat ve Miray Cabas ve Ley la Za na’yı konuk etti diye Banu Güven’in de seçim öncesi tatile çıkarıldığından bahsediyor aynı yazıda.

Nuray Mert’in özelliği nedir? “Biliyorsunuz Kılıçdaroğlu Alevi” sözü üzerine sinirlenip sert bir çıkış yapan ve Tayyyip’le atışmış kişi. Yani sorun yine ilkesel veya herhangi bir şekilde temelli değil, sadece kişisel.
Örnekler çok, 14-15 aydır içeride olan iki üniversite öğrencisinin suçu da Tayyyip konuşurken onu protesto etmekti. Bir blogu kimse takmaz, ama bu yazıları öğrenen olsa biz de aynı muameleyi bizzat yaşarız.

AKP’nin politikası, tamamen Tayyyip’in kafasındaki model. Devlet akp’ciden çok, hatta tamamen Tayyyipçi. Ülkedeki Tayyyip hayranlığı inanılmaz boyutlarda. Önceden örneğini görmediğimiz birşey bu. Özal zamanında örneğin, ona hayran bir polis memuru düşünemiyorum. Şimdiyse polislerin ezici çogunluğu Tayyyip’e kul olur. AKP devletle bütünleşirken o devleti oluşturan fertlerin içine de Tayyyip kaçtı. Millet onlarca yıldır beklediği padişahı -veya babayı: Babalar ve Oğullar’da hep babamızı aradığımızı anlatır Jale Parla- buldu.

O yüzden bu eşleşme (millet-Tayyyip birlikteliği) kolay kolay bozulmaz, hükümet bir ekonomik krizle filan gitmez. Gidecek olsa bu seçimde oyu o kadar işsizlikle ciddi (en azindan belirgin) biçimde düşerdi. Tayyyip’in şanı, karizması o krize de çok geçerli bahaneler bulur. “Bunu da evvelallah, sıyırtarak, sürtünerek atlatacağız” der, ülkenin yarısı -afedersiniz- soyunur, yatağa girer. [bu ifade pek içime sindi diyemem, ama halkın bu hayranlığını ve kulluğunu da başka türlü anlatamadım.]

Yok, akp’yi indirecek tek şey, Tayyyip’in bırakması olur. Bu son dönemim diyordu onceden. Emine E.’ın da öyle bir bastırmasi vardı. Sakince cumhurluğa geçebilir. Ama bundan medet umacak bir durum yok, çünkü yerini bırakacağı sağlam bir yüz yok. Tek alternatif Gül ki ne diyecek, gel yer değiştirelim mi? Şoföre “beni şuraya gotur”, sonra da “sıkıldım, ben kullanacağım, sen geç şöyle” demek gibi birşey.

Anlamsız geliyor, ama böylesine ilkesiz ve kişiler üzerinden yürüyecektir o kararlar. Ve bu yüzden, başkanlık sistemini çok iyi bir alternatif olarak görecek Tayyyyy. Muhalefetin kesinlikle bu düzeyde sesinin çıkmadığı (en azından başbakan-muhalefet lideri gibi ikili bir durumun olmadığı) hem huzurlu hem iktidarlı bir çözüm. O da ülkenin içine edileceği an demektir.

O yüzden sonuçlarda önemli olan akp’nin anayasa değişikliği sayısını bulup bulmamasıdır, diye bitecekti dün olsa yazı. Bugün ise, “demokrasilerde balkon diye bir kurum yoktur” diyen Sırrı Süreyya’nın sözüyle bitireyim (biz geçen seçimde de gördük zaten aynı balkonu). Zafer sarhoşluğunun etkileri bunlar. Marihuana gibi. [Bir de bu bir kağıt olsa, Sırrı S.’nın sözünden bir ok çıkarır, sayfanın kenarına eklerdim: Balkon dediğin demokrasilerde olmaz, Sophia Loren’de filan olur.]

Reklamlar

5 yorum

  1. Hopa’da tutuklanip Ankara’ya goturulme durumu degil saniyorum. Hopa’daki olaylarin Ankara’da protesto edilmesi esnasinda olmus o isler.

    Bir de, son paragrafinizi okuyana kadar, bir yorum yazip, ‘care yok, artik balkon ruhuna sarilmak gerekecek herhalde, artik kac hafta/ay surerse o ruh’ diyecektim. Yine demis oldum galiba.


  2. Balkon sophia loren de olduğunda çok güzel olur ama:) tay yeeep bir sophia değil.


  3. diğer sağcı politikacıları mumla arayacağımız kimin aklına gelirdi. onlar hiç değilse kendileri hakkındaki muhalefete bu kadar haşin davranmıyorlardı. bu adamı mitinginde protesto edemiyorsun (ki bir mitingde protesto olmazsa nerede olur), hakkında yazı yazamıyorsun, karikatür çizemiyorsun, gazeteci olarak eleştiremiyorsun, soru soramıyorsun…nereye gidiyoruz gerçekten. her yerde hakimiyet kurma, tek ses olma hevesi şimdi şahlanarak gidecek. bir de kraldan çok kralcılar var ki… adamı cansiparene savunan gazetecilerden midem bulanıyor. bu kadar kişiliksiz insanlar gazeteci olmasın, hukukçu olmasın…güce tapacaksınız madem bari bu kadar açıktan yapmayın.
    başbakan blogaları takibe başlarsa hiç şaşırmam. seni de aziz falan diyor dinle mi dalga geçiyor bu diye hedef gösterebilir:)


  4. a, evet, ankara’daymış. ben 5 saat otobüs ve ankara’yı görünce hopa’dan götürüldüler diye birleştirmişim, hızlı okuma gibi birşey olmuş. 5 saatten fazla sürer o yol diye düşünmüştüm hatta.
    düzelttiğiniz için teşekkür.


  5. valla ben de özal’a zerre sempati beslemeyen biri olarak adamın eleştirilebilir olmasını arıyorum. yalnız, ben bunda tayyyip kadar onun kullarının, tebasının payının olduğunu düşünüyorum. eleştirtmiyorlar, tam padişah-halife görüyorlar onu. o despotizm bir gün kendilerine dönecek olsa da.

    bence aziz’i görünce direk hristiyan derler. o da dinle alay etmekten de beter olsa gerek onların gözünde.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s