h1

Dünyanın ekseni kaydı Behsat*, 12 santim oynadı, sen bana bir santim yaklaşmadın

13 Temmuz, 2011

* {Yıllar önce İtalya’da biri bana “İstanbul nasıl okunuyor” (onlar Constantin’den çıkamamıştı hala, hoş, biz de çıkmış değiliz, sadece kısaltmışız), “vurgu nerede ve ‘n’yle mi ‘m’yle mi” diye sorduğunda farketmiştim, ‘n’ ile söylemek zor, dil İstambul’a gidiyor. Özel vurgu ve özen gerekiyor, çoğu kişi de ‘m’ diyor zaten. Aynı şey Behsat için de geçerli, herkes ‘s’ diyor.}

Behzat’ı henüz birkaç bölüm yayınlandıktan sonra Kasım ayında yazmıştım. O zaman henüz bir ‘fenomen’ olmamıştı, ben de henüz yeni yeni ısınıyordum. Harun-Hayalet ve Akbaba’ya karakter olarak görüp de vurulmamak zordu. Zaman geçti, bir çevrede fenomen de değil, putlaştırıldı resmen. Şimdi o putları çürütmek boynumun borcudur:

Çok entellektüel bir dizi: Evet, 14-15 yaşında ergenler için gayet entellektüel. Dizinin tüm konusu, yapısı, mantığı ergenlere göre. Mesela, her bölümde cinayetler oluyor, çoğu da futbolcu, manken, oyuncu, hostes, nükleer karşıtı prof. gibi dikkat çekecek kişiler. Karakterlerin bilgi düzeyleri, çok net doğru ve yanlışlar, hata yapanın bir tekmeyle cezasının verilmesi, hepsi tam ergen düzeyinde. Duygulanımlar da. Tam şu sahnede (Beni niye sevmiyorsun? Küpe takmıyorum diye mi) olduğu gibi.

Behsat muhalif: Beyaz bereli katil veya son araştırması toplatılan gazeteci göstermekle muhalif olunmuyor. Yeni bir şey söylemiyorsan böyle şeylerle sadece kendine bir çevrede prim yapmış oluyorsun. Bunlar gerçekten çok hassas konular, seninse yaptığın ticari bir iş. O yüzden kullanmakta çok tereddüt etmek, ancak çok doğru, çok anlamlı bir şekilde kullanmak gerek.

Bir de şöyle birşey farkettim. Dizide herşeye muktedir eski ülkücü, gizli devlet abiler var. Bunların öldürmüş olduğu kişilerin haddi hesabı yok. Yalnız, bana öyle geliyor ki TC’nin gizli devlet abileri son 3-5 yılda bayağı değişti. Artık bıyıkları aşağı sarkmıyor, gayet ince, badem o bıyıklar. Son seçimdeki çekişmeyi de dikkate alırsanız hökümetimiz pek memnun olur ülkücülerin böyle gösterilmesinden. Kısacası, ben pek muhalif bir yan göremiyorum.

Behsat prensiplerinden hiç ödün vermiyor: Ondan mı kızının görüntüleri için bir katili gizledi? O daha çok, ‘herkesin bir fiyatı vardır, yeter ki o fiyatı doğru belirle’ fikrini destekliyor.

Behsat bir anti-kahraman: Bayılıyoruz bu anti-kahraman lafına. Adam tüm katilleri yakalıyor, aynı anda 3 kadınla davası sürüyor, forsu büyük, ailesi ve sevdikleri için herşeyi yapıyor, etrafındaki herkes de onu çok seviyor, sayıyor, topu bile iyi oynuyor, lafı gediğine oturtuyor, ve kodu mu da oturtuyor (teke tek hep dövüyor karşısındakini). Daha kahraman nasıl olunuyor, merak ediyorum. Bilindik kahraman tipinden azcık kaydın mı anti-kahraman yapıyor seni pek bilen kişiler. Arada bir özendiği Dr. House bile temelde anti-kahraman değil (hayat kurtarıyor, onu çok sayıyorlar, sevmeye de hazırlar).

Diğer yandan, geçtiğimiz dümeni kayık birkaç ayın düzenli takip ettiğim tek aktivitesiydi Ç.. Bunun nedenlerini anlatması daha zor. Ama deneyeyim:

Komedi unsurlu aksiyon-dram: Çok garantili bir formül. Televizyonlarımızda hala en çok kere oynayan filmler, 90’ların Mel Gibson’lı, Julia Roberts’lı komedi-aksiyon dramlar. Seyretmesi her zaman çok zevklidir.

Tiplemeler – Oyuncular: Dedim ya başta da, Harun-Hayalet-Akbaba tipleri müthiş, oynayanlar da müthiş. Zaman zaman karikatürleşmiyor değiller, ama genel olarak televizyonlarımızda görmediğimiz orijinallikteler. Yalnız, Akbaba’yı da hikayeye katmak için ona da zorlama bir geçmiş (bir çocukluk sevgilisi) yazmaya kalkmasınlar, onun ilginçliği hikayesizliğinde. Hayalet’in sevdiği gömlekten 15 tane alması da içimi rahatlattı, ben 2 tane aldığımdan garip miyim diyordum.

Sokak: Bu tiplemelerin de etkisiyle sokak hizasında geçiyor dizi. Diğer dizilerdeki gibi ‘Cihangir’de oturuyorum, Nişantaşı’nda takılıyorum, ama dizi için gecekondu mahallesine geldim’ gibi durmuyor.

Dedektifçilik: Amerikan dizileriyle büyüyen kim dedektifçilik oynamak istemez ki? Olayı çözmeye çalış, opera, futbol kulübü, film stüdyosu gibi normalde giremeyeceğin yerlere gir, önüne gelene “Polis, birkaç sorum olacaktı” de. Bir katil kim (whodunnit mi derlerdi) gizemi de işin içinde.

Şule: I love you Şule, I love you Şule. Ya da Jale, Berna, ya da adı her neyse. Şule tatlı, ama fazla tatlı. Çok güzel, ama aşırı güzel kızlar insanda (ya da bende) ‘ben almayayım’ gibi bir his uyandırır. Fazla iddialı geldiğinden herhalde. Şule de böyle. Ben onun yanına Cevdet’in sempatikliğini de eklemek istiyorum. İkisinin olduğu sahneler her zaman cazip.

Başka herkes Ankara’nın da bir faktör olduğundan bahsederdi, ama ODTÜ kampüsü, Gölbaşı filan dışında o kadar de-fotojenik ki Ankara. Ama bakın, en üstteki resimde de imgelenen İstanbul düşmanlığı olabilir.

Aslında insanı cidden üzen sonunu (sezon sonunu) yazmak isterdim, ama izlemeden o etkinin uyanması mümkün değil. İsterseniz -ve geç yatıyorsanız- başından itibaren oynamaya başladı star’da, haftaiçi her gece 1 civarı.

Başlık, savcının Behsat’a sözleri. Yalnız, o sahnede onun Behsat’a söylediği sözleri (“Biz mutsuz oluruz”a verdiği “Biz de mutsuz oluruz” cevabı) daha önce de Behsat’ın Bahar’a demiş olmasına kimse dikkat etmedi. Yazan kişi adına yazık. Hem öyle, arsız bir savcı tipinin böyle birşey demeyeceğine eminim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s