h1

I got million-dollar charm, sister

24 Eylül, 2011

İnsan hiçbir zaman Türk televizyonları beni bir daha şaşırtamaz dememeli.

– Öncelikle bu sezona midesizlik hakim. Eski bir filmin geyikle çoğaltılmış rezil bir sahnesine sığınılıp dizi yapılıyor; ülkenin toplumsal gönlünde yer tutmuş bir filmin dizisi yapılıyor; tam Amerikan tarzı kadınları eleştiren yabancı bir dizinin dizisi yapılıyor: yani tam 90’lardan bu yana Holivut. Orada da ‘bir yerde bir kere başarılı olup da bizim yeterince sömürmediğimiz birşey hala kaldı mı‘ diye sorduklarına eminim, aynı bu aralar bizim yapımcıların belli ki aralarında sorduğu gibi.

– Geçen yılın en çok seyredilen iki dizisinin -ki muhtemelen bu yıl da öyle olurlar- ilginç bir benzerliği var: yabancı gelinler. Nasıl da meraklıymışız bu sarışın gelinlere. Onlara edeceğim asıl laf bu değil ama. Öyle Bir Geçer Zaman Ki’de sürekli olarak Once Upon A Time In America’nın tema müziğinin çalınıp durması kimseyi rahatsız etmiyor mu?

Diğer dizi ise beş yüzyıl (hem beşyüz yıl denebilir, hem beş yüzyıl) önce geçiyor. O zamana dair birçok şeyi bilmiyoruz, mesela insanlar nasıl oturup kalkarlar, mesela saç tokaları tam nasıldır, yemek reçeteleri nasıldır, filan gibi. Aynı devlet hüküm sürdüğü için 19.yy.’dan bildiklerimizi öncesine de yansıtıyoruz (sonra da mesela o zamanlar domates yoktu diye öğrenince şaşırıyoruz). İşte, ben bekliyorum ki senarist, yönetmen filan tek bir adet olsun yaratıcılık göstersin, bilim kurgulardaki gibi detaylar yaratsın.

– Ekran karşısında en garipsediğim şeylerden biri de süregiden dizilerdeki sirkülasyon. Ailenin oğlu birden başka bir dizide ortaya çıkıyor, sonra dizide hiç bahsi edilmiyor. Şu Öyle Bir Geçer’kinin ünlü balıkçısı bile başka bir diziye zıplamış. Hatta, Canan adlı bir dizi vardı. Oradaki Canan’ın bile bir süre sonra değiştiğini farkettim . Oyuncular mı çok hırslı, yapımcılar mı kontratlarla kendilerini korumayı bilmiyor, toplam oyuncu sayısı mı az, “demek yeni bir diziye mi başlıyorsun, beni de alsana, çok mutsuzum burada” şeklinde muhabbetler mi dönüyor?

– Neyse, aslında bu yazının asıl sebebi gördüğüm bir tanıtım. Bir fragman gördüm ve ne hissedeceğimi bilemedim. Kopyaladıkları şu -sözlerin üzerindeki- kusursuz Milos Forman sahnesi:

I got life, mother
I got laughs, sister
I got freedom, brother
I got good times man

(tüm filmi 5 kez seyretmemişseniz ayıp etmişsinizdir). Bahsettiğim şaşırtıcı fragman da şu olmakta. İşte, öyle bir sahneyi kullandıkları için iğreneyim mi, yoksa görmezden gelinemeyen enerjisine ilgi mi duyayım bilemedim. Dizinin içi tabi bu kadar başarılı olmayacaktır, ama müzikali tanıtımda bile olsa kullanmadaki cesaretleri iyi.

Reklamlar

5 yorum

  1. ben çocukken seyretmiştim sinemada. babam götürmüştü bizi. hair benim için o kadar başka bir film ki:) kimse hiçbir şeyini kullanmasın, taklit etmesin.


  2. ve evet kesinlikle 3-4-5, 45-50-65 kere falan seyredilebilir.


  3. bu arada yaşım o filmi sinemada seyretmeye uygun bir yaş değildi (ilkokul yıllarımdı herhalde). ama böyle birkaç film daha hatırlıyorum(scarface mesela) sanırım bizimkilerin bizi bırakacak yeri olmadığı için,gitmek istedikleri filmlere bizi de götürüyorlardı:) bak aslında o kadar da kötü bir şey değilmiş, erken yaşta sinema zevkim gelişmiş:) scarface’in testereli sahnesinin beynime kazınmış olmasının bir önemi yok bence:)


  4. film ilk geldiğinde doğmamış veya konuşamıyor olabilirsin sen:) ama hatırlıyorum, bayağı yıllar sonra yine oynamıştı sinemalarda. demek böyle bir hayran kitlesi vardı, talep eden. senin de bahsettiğin o zaman herhalde.
    bir yaz sinemada ‘bırak güneş içeri girsin’ afişini (bildiğimiz anlamda afiş değil, sinemanın dışında dev yazılırdı ya filmin ismi) çok net hatırlıyorum çünkü. benim ortaokul zamanlarım gibi birşeydi, belki lise başları. ama özellikle ismi ilgimi çekse de tam bana hitap eden birşey değildi, eski dönemlerin filmiydi, gitmemiştim -sanırım. diğer yandan, ilk bilinçli seyrettiğimde tanıdıktı birçok yönden. ya televizyonda oynamıştı ya da abim götürmüştü küçükken (burası hafızanın muğlak tarafları, bir tarafa fazla çekince elinde kalıyor).

    neyse, neymiş: çocukları küçükken birsürü iyi filme götürmek gerekirmiş.


  5. bu arada, imdb’de hair’ın yılı kaçtı diye bakınca 2. sırada saç çıkıyor. tayfun pirselimoğlu’nun filmi. vizyona girdiğini göreli beri (2 hafta oluyor) ‘gidiniz’ diyecektim, kaldı. sanırım artık oynamıyor (2 hafta oynamışsa bile iyi, ve minimum miktarlarda seyredilmiştir tabi).
    bu film için sinema gerekirdi, ev ortamında fazla yavaş kalır. ama sinemada gerçekten iyi film. yönetmenini de gala sonrası söyleşide güldürmüştüm, film sonrası çıkınca yaşlı bir adamın bana sorduğu soru üstüne. ne olduğunu tabi ki söyleyemem, sonra filmin tüm dengesi bozulur.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s