h1

Bürokrasinin festivali -2

7 Şubat, 2012

1.5 yıl kadar önce, canımın cidden sıkkın olduğu günlerden birinde birden aklıma geldi. Bir ilkokul arkadaşım var, onu aradım. Festival yapacağız dedim. 10 yıldan fazladır bir film festivali yok bu şehirde. Dediğim gibi, iyi filmler de hayatta gelmiyor. Güvenebileceğim çok kişi de yok, bu arkadaşım öyle biri. Ve evet, böyle şeyler iki kişi yapılır. 1-2 de işini bilen idari çalışan bulursun, yeter. Ama bir türlü ikna edemedim. Onun bir arkadaşı böyle şeylere meraklıymış, Hayata Artı Vakfı’yla beraber çalışan bir dernek kurmuşmuş, filan. Ama daha onunla görüşemeden ilkokul arkadaşım kayboldu. Birkaç kere uğradım (bir kitapçısı var), aradım ama ulaşamadım. Nedense bana böyle şeyler çok oluyor. Oysa, çok da sever beni.

Bu hikaye de, öyle sürüncemede kaldı. Zaten uzun vadeli yapılacak bir iş değil bu. Çok zevkli ama bizim ülkede değil. İzmir kısa film festivalini yapan adamın bir söyleşisini okumuştum. Sürekli cebinden büyük paralar veriyormuş. Ben de en fazla başlatır, bırakırım diyordum. Zaten bu şehirdeki geleceğim şüpheli.

Sonra geçenlerde sokakta çok alakasız bir yerde bir afiş gördüm. İzmir film festivaline kavuşuyor diye. 9 Eylül üniversitesi yapacakmış. Bu tip şeyleri böyle kurumların üstlenmesinin bir iyi, bir kötü sonucu olur: İyisi, böyle kurumlar finansal zorluk çekmez, vakıflar gibi batmaz. Bu aynı zamanda kötü özellik. Böyle kurumlar böyle bir etkinliği ele geçirince hayat billat bırakmaz. Batmayacakları için de vasatın hükümranlığı yıkılmaz.

İnternet sitelerine baktım geçen gün. Girişte 10 paragraflık bir yazı yazmışlar, amaçlarını anlatan. Oysa, bir festivalin amacını anlatmak için 3 kelime yeter: İyi film göstermek. Olmadı, başka 3 kelime: Şehri sinemaya boğmak. Bu giriş sayfası, aynı daha önce bahsettiğim, giriş sayfası her bölümünün kurban mesajlarıyla dolu olan Ege Üniversitesi, ve iki işletme bölümü kuran, bunun için de iki ayrı fakülte oluşturan 9 Eylül Üniversitesi mantığı.

İçerik olarak da sadece Türk filmleri ve kısa film yarışması başvuru bilgileri var. Bu ülkenin en son ihtiyacı bir başka Türk filmleri festivali olmalı. Portakal, koza, İstanbul, Ankara, siyad, yeşilçam, Malatya derken (bir tane daha olabilir) 7-8 ödül var. Bir yılda böyle festivallere katılabilecek kalitede film sayısıysa 10’u bulmuyor. Başka hiçbir ülke kendi filmlerini bu kadar ödüle boğmuyordur. Ayrıca, şehirde gayet iyi bir kısa film festivali var zaten. Şirketler de böyle ‘aynı şeyi ben de yaparım’ mantığıyla kurulup batıyor zaten.

Oysa mesela, bizim filmlerimiz Kahire’de, Selanik’te aldığı ödüllerle övünüyor da bizim ülkemizde yabancı filmlerin ödül almakla övüneceği iyi bir uluslararası yarışma yok. Hazır sıfırdan başlamışken dersin ki 10 yıl sonra belki en büyük üçten biri değil, ama bir San Sebastian, Locarno, Karlovy Vary olacağız. Veya Berlin tarzında önemli bir film pazarı olmaya oynayağız, özellikle Uzakdoğu filmlerinin batıya açılması için bir merkez olacağız. Bizse içe dönüp birbirimizi yemekten başka birşey bilmiyoruz.

Kurulan ekibin başındaki kişi, hemşirelik fakültesinden bir prof, daha ne diyiim?..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s