h1

Bir Milletvekili

12 Şubat, 2012

Bambaşka birşey yazmak için açmıştım bilg.’ı ama beni heyecanlandıran bir mail aldım.

Benim bir fikrim var diye yazalı 5 yılı geçmiş olması inanılmaz. (Kimse dönüp o yazıyı okumayacağı için) Kısaca, işitme engellilerin televizyon seyredemediğinden, televizyonun önemli bir araç ve bir hak olduğundan, bunun çözümü için televizyonlardaki tüm programların altyazılı olabileceğinden, o altyazıların da isteyenin göreceği şekilde teletekstten verilebileceğinden bahsediyordum.

Yazıyı yazmadan 1.5 yıl kadar önce Bayülgen’in işitme engellilerle yaptığı bir programdan gelmişti aklıma bu fikir. Sonrasında, o zamanlar daha anlamlı bir yer olan NTV’ye ulaşıp onların öncü olabileceğini anlatmaya çalışmıştım, nafile. Bir de bir işitme engelliler federasyonuna yazmıştım, yine cevap çıkmamıştı. Acil olmayan hiçbir durum kimsenin umurunda değil ülkemizde (belki de o yüzden herkes çok acelesi var gibi araba kullanıyor).

Vakit vakidi kovaladı, yıllar geçti, takvim yaprakları yetmedi, takvimlerin kendisi değişti, nesiller değişti, mo.da değişti, ülke değişti; Perşembe akşamı yine Bayülgen (artık haftanın çoğu akşamı ekran yüzü görebildiği yeni kanalında) yine işitme engellileri ağırladı. En çok şikayet edilen konulardan biri de televizyon izleyememekti. Bayülgen de dizileri izleyememeniz aslında daha iyi dedi. Koskocaman bir sorunu ve televizyon gibi önemli bir mecrayı dizilere indirgemek ayıp aslında ama iyi niyetliydi Bayülgen. Ben de belki de ilk defa bir programı arayıp bağlanıp konuşmak istedim. Aradım, meşguller arasında ulaştım, isim-telefon bıraktım. Bu çözümü duyurup beraber birşeyler yapacak insanlar bulmaktı derdim. Ama tabi, yüzlerce telefon edilmiştir, aranmadım, zaten beklemeyi de bıraktım sonradan.

Ama aynı gece erteleyip durduğum birşeyi yapıp Şafak Pavey’e yazdım bu durumu, neler yapılabileceğini. Amerika’da ve İng.’de yasayla zorunlu hale getirilmiş o altyazılar. Çözüm muhtemelen meclisten geçiyor yani. İlk seçileli beri aklımda ona ulaşmak.

Hatta, Portakal sırasında kapanış partisinin yapılacağı otele gitmiştim bir akşam öncesinde, nasıl bir yerdir, parti için kalmaya değer mi diye bakmak için; zaten festival merkezinin yanındaydı ot.el. Lobide yürürken yanımdan beni geçerek ilerleyen bir kadına gözüm ilişmişti, hafif topallıyor gibiydi. Tam tanıdığım anda o da bana bakmıştı, ben de gülümseyip iyi akşamlar demiştim. Vekilimiz, selam vermek hem hakkımız hem ödevimiz. O, lobideki, Atilla Özdemiroğlu’nın olduğu bir gruba katılmıştı. Benim de çok sonradan aklıma gelmişti, keşke bu konuyu orada açsaydım diye, ama hiç aklıma gelmemişti, gerçi gece vakti istemeyebilirdi de.

Neyse, yazdıklarıma çok güzel bir cevap vermiş. Çözümleri de bildiğinden ama iktidarın böyle şeylerle ilgilenmediğinden. İletişim bilgilerini de vermiş. Ayrıca, “yapabileceğimiz sesimizi duyurmak, ama onu da ancak bizim gibiler duyar” demiş. İşte, yapılması gereken de böyle konuları görmezden gelinemez hale getirmek olmalı. Şimdiye dek başarısız olmuş olabilirim, ama bu pek kabul edebileceğim birşey değil.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s