h1

Bir para kazanma mecrası olarak blokçuluk

17 Şubat, 2012

Televizyonda gördüğümde en canımı sıkan, o yüzden de en kaçındığım şey, blokçuların davet edildiği programlar. Geçen yıl -teknoloji yazarı- Serdar Kuzuloğlu trt’deki programlarına mutlaka genç bir blokçu/tivitçi kız davet ederdi. Programa rastladığımda üç konuğunu da tanımıyorsam hangisinin blokçu olduğunu topuk uzunluğundan anlardım. Dikkat çekmeye çalışmayan tek bir blokçu konuk görmedim o programda, ya da okumaya değer.

Bayülgen’in konukları da farklı olmuyor. Bu akşam tahammül edebildiğim kadarıyla şöyle sözler duydum çağırdığı -pek meşhur- blokçulardan:

– (30 bin sattığını söyleyen bir mo.da dergisinin bahsi geçer) Öyleyse de benim bloğum ondan bayağı birkaç kat… bayağı bayağı birkaç kat daha takip ediliyor.

– Evde eşimin iki bilgisayarı var, benim de iki bilgisayarım var. İkimizin de birer ipad’i var. Hatta bir teknoloji firması bizim evimizde çekilmiş bir fotoğrafı reklamlarında kullandı, bu resimde kaç ekran var diye. 18 çıktı (13 de demiş olabilir, çok dikkat etmedim).

– Bloktan iyi para kazanabiliyor musunuz?
– Evett, olldukça iyi.

– Ayakkabıma taktığım bir chip’le geçtiğim her yeri bilgisayara kaydedip sadece enter’a basıp oradaydım diyebiliyorum, girdiğim mağazalarda geçtiğim yerleri bile gösteriyor, direk yorum yapabiliyorum.

– Benden bahseden dergileri saklıyorum, hehe.
– Yakında saklamamaya başlarsınız.
– Saklamamaya da başladım galiba, hehe.

Ayakkabıya chip koyup yürüdüğün yerleri kaydetmek, mağazada geçtiğin rotaları bloğa koyup işaretlemek bana megalomanlığın hası gibi geliyor. Diğer sözler ise denmez yahu. Övünmek için yapmasan bile bizde şöyle teknolojik aletler var denmez. Sabancı bile olsan (herkesin bildiği bir milyoner anlamında) denmez (Sakıp S. da demezdi zaten). Okur sayından bahsetmek de aynı hesap.

Bloktan para kazanmak ise hayata bakış açısı. Bunu kabul edilebilir bulabileceğim tek yol, alanında çok uzman biri olup direk o konudan bahseden (teknokrat) bir blog yapman -ve başka yollarla para kazanabileceğin vaktini buna harcaman-. Hayatından, ya da ondan bundan, kültür sanattan bahsedip aldığı reklamlarla para kazananlara ya da kazanmayı düşünenlere ne hakla demek gerek.

Bu düşünceyle o “olldukça iyi” kazandığını söyleyen (‘oldukça iyi’ kazandığına göre ‘çok iyi’ kazanmıyordur, ama bunu kendisi bilmiyor olmalı), aynı zamanda içlerinde en doğru dürüstüne benzeyen, en azından diğerleri gibi sürekli konuşmak için uğraşıp durmayan ve Elif Şafak’ın güzel versiyonuna benzeyen kızın bloğuna baktım. Gugıl reklamı kutucukları göreceğimi sanıyordum. Bu arada, o kutucuklar ilk icat olduğunda kondukları sayfada sorun çıkartırlardı; sayfayı aşağı yukarı kaydırdıkça o kutular da ekranda kalmak için kaymaya çalışırlardı ama o eylem bir türlü pürüzsüz yürümezdi. Ben de hatta, öyle yerini bulamayan gugıl reklam kutucuklarının korkunç uzaylı formasyonlar olduğuyla ilgili çok yaratıcı bir rüya görmüştüm. Neyse, reklam kutucukları yoktu ama şöyle postlar vardı:

“…Laktoksuz süt içmeden önce hazımsızlık çekmeden süt içebileceğimi bilmiyordum. Sen de sana neyin iyi geleceğini öğrenmek ister misin?

Omega 3’lü, Laktozsuz ve Kallsiyum’lu çeşitleriyle kadınlar arasında epey sükse yapan Pınar Denge Sütü, Dengeli Hayat başlıklı Facebook sayfasında şimdi senin gibi sağlığına önem verenler için eğlenceli bir oyun hazırlamış. En çok minerali üst üste dizmeyi beceren ilk dört kişi uzman bir diyetisyenle görüşme şansını kazanıyor. Bir diğer hed.iye, ‘Gebelik ve Emzirme Döneminde Beslenme’ kitabı. Hamileysen veya kalmayı düşünüyorsan bu ipuçları sana lazım.

Daha sağlıklı ve dengeli bir hayat için Dengeli Hayat’ı takip et!

[Bu tip postlar, her türlü konudaki ‘şunu gördüm, beğendim’ yazılarının arasında yer alıyor, özellikle reklam aldım diye de belirtmeden].

Hadi diyelim, etik bize fazla yabancı bir kelime. Ya ahlak ne güne duruyor?

Reklamlar

12 yorum

  1. Oh Simon, valla ağzına sağlık. Dün akşam aklımdan geçenlerin hepsini yazmışsın. Tebrikler.


  2. Simoncum, komşum benden önce davranmış! 🙂
    Çok yaşa, yazdıklarına aynen katılıyorum.
    Onlar blogcuysa, biz neyiz allasen? Burunlarını yere indirip, biraz etraflarına baksalar iyi olur, ya da oturup bir kitap filan yazsalar… 1 saniye süreliğine “tık almak” mı önemli 1000 adet üstü satmak mı bir deneseler?


  3. ben seyretmedim programı ama öyle bir anlatmışsın ki merak ettim. bak işte usta blogcu böyle olur, adamı okutur, merak ettirir:) 18 ekran sahibi çok fenaymış, kendisine acil şifalar diliyorum. dünyanın gidişatından tüm tüketim severler sorumluyuz diycem çok sıradan olacak:)


  4. programda o kadar çok yanlış biraradaydı ki: blokçu olarak o kişilerin çağırılması, blokçuluğun böyle bir para kazanma aracı olarak görülmesi-gösterilmesi, o kişilerin o programa niye katılıyor olması (tabi ki daha çok ün ve para için), madem kendilerini afişe etmeyi seviyorlar, niye bizzat isimleriyle yazmıyor oldukları… ama içlerinde en can sıkıcı olan, bu, gayet eğitimli, yazan, okunulan, 30’larındaki (ya da daha genel olarak 27-40 arası) genç kadınların -ki bu kesimin toplumlar için çok belirleyici olduğunu düşünürüm ben- böyle incelikten uzak oluşu, o sözlerin hiçbirini rahatsız etmemesi.

    işin o kısmı rahatsız edici filan da o blogdaki reklamı öyle iğrenç buldum ki uykum kaçtı. çok kişi tarafından okunulan, güvenilen bir insan o güveni nasıl pazarlayıp satar? pınar’ın reklam ajansından gönderilen bir metni (büyük olasılık öyledir, küçük olasılık kendisine “şu şu konulardan bahseden bir yazı yazın” denmiştir), bu bir reklamdır deme gereği bile duymadan nasıl kendi metni, kendi fikri olarak koyar? çok utanç verici. sonra, onun okurları bundan hiç rahatsız olmaz mı? nasıl bir ülkeyiz biz?


  5. ayrıcana, yazıyı yazdıktan sonra, acaba biri çıkıp ‘ben o blokçulardan birini severim, öyle deme, iyidir’ der mi diye geçti aklımdan -endişemsi-. o yüzden sevindim aynı şekilde düşündüğümüze. iki komşuya bu sesleniş.

    çavdar hanım, satabilirler de, pucca örneğinde olduğu gibi. ama dediğiniz gibi, yazabilirler mi?

    özden, vakit harcamaya değecek olsa programın linkini verirdim, ama gerek yok gerçekten. çok gereksiz bir programdı. niye yapılır böyle programlar, millet niye katılır, niye bir adet olsun doğru dürüst birşey konuşulmaz, hiç hiç anlamam.


  6. sevgili mösyö,
    midemi bulandırdılar benim de blog’dan da internet’ten de.
    birkaç yıl evvel “bugün ne giydim” diye etrafı dolduran hanımlara kıl olduğumdan “bugün ne giyemedim” diye kıl blog açtım.
    yalnız baktım ki, kimse ironiyi anlamıyor: pazarlamacılardan, pr’cılardan mailler yağmaya başlıyor.
    ondan da soğudum.
    suskunluğum bu yüzdendir ama sessizce takipteyim 😉


  7. sotiz, valla pek sevindim. ne zaman blokla ilgili birşey yazsam aklımdan geçersin.
    o blok, benim birara okuduğum 3-5 bloktan biriydi, yazık olmuş. bloğun ismi de tam onlara pas olmuş (zaten ironiyi anlayacak olsalar pazarlamacı olmazlardı). ama en iyisi, paralarını alacaksın, istedikleri yazıyı yazıp sonra da altına başka isimlerle ters yorumlar yapacaksın:
    “koton’un ilkbahar koleksiyonu yıkılıyor” yazısının altına, “koton’dan aldığım ceket güneşte 2 beden çekti, geri de almadılar, bir daha koton’un önünden geçmem” gibi yorumlar olacak birsürü.

    ama yine şanslısın. tatlı tarifi verdiğin (‘marketten hazır puding alınır, yemekten sonra dolaptan çıkarılır, kapağı açılır, afiyetle yenir’ gibi birşeydi) yazından sonra yemek blokçuları seni enginar yemekleri haftası, kereviz yemekleri ayı gibi etkinliklerine davet etmemişler.


  8. programın linkini verme de bahsi geçen blokların linkini ver sen bana. ama toplanıp seni dövmeye gelirlerse benden bilme:) yetişebilirsem gelir ellerinden alırım seni, yetişemezsem yara bandı getiririm en kalitelisinden:)


  9. bir de isteyen istediği kadar reklam alsın paraya para demesin, blog aleminden yat-kat sahibi falan olsun ama “dünyanın bilhassa anneliğin sırrını çözdüm, her bir haltı ben bilirim, onu da ben bilirim bunu da ben bilirim sizi küçük cahiller, ayrıca oyum da var şuyum da var, kocam şahane, bebeğim dünya tatlısı, evim dekorasyon harikası…” güzelliğinde yazılar yazmasınlar.ya da yazsınlar ya bana ne…istemiyorsan okuma derler şimdi:) eh o da doğru aslında. sadece hani belki senin derdin ne diye sorarsan (sordun mu?) benim tek derdim madem kendilerini bu kadar önemsiyorlar, önemsemiyormuş gibi yapmasınlar.


  10. ‘istemiyorsan okuma’ tarzı çok yabancı geliyor bana. bu kadar liberallik fazla. o zaman herkes kendi köşesine çekilsin, kendisine dokunmuyorsa hiçbir şeyden rahatsız olmasın anlamına geliyor. ama bu görüş değil uzun vadede, bazen kısa vadede çuvallıyor, sana da dokunan bir tarafı çıkıveriyor (‘sıra sana gelecek’ gerçekleşiyor).
    herkes istediğini yazsın, istediği reklamı alsın, ama böyle kişilerin bir de bu kadar takdir edilmesi, bu kadar çok okunması, konuk çağrılıp pohpohlanması ülkede yanlış bir şeylerin olup bittiğinin bir göstergesi. ben de (biz de) rahatsız olma hakkımızı koruyoruz. o zaman isteyen rahatsız da olabilir zaten, kimsenin de ona diyeceği birşey olamaz.

    neyse, yazarken düşündüm, link vermeyeyim dedim. buradan gelindiği anlaşıldığında ahlaksız dedim diye dava açarlar filan diye (gerçi, yapılan şeye ahlaksız demekle kişiye demek arasında fark var ya, bunu kim anlar). hiç uğraşamam dedim. aslında uğraşırım da fazla afişe olurum. o zaman da kim olduğum (15 yaşında bir kız, 75’lik bir dede, hapisteki bir hükümlü, meclisten yazan bir milletvekili, bir bilgisayar formu, uzaylı, zaman yolcusu, uzaylı bir zaman yolcusu (doktor kim?), zaman yolcusunun karısının aşçısının yamağı) ortaya çıkar diye düşündüm.

    ama linksiz adresi verebilirim tabi, o zaman burdan gitmiş olmazsın:
    bu pınar denge reklamı: tinyurl.com/793sdck
    şimdi baktım da tüm blok reklamlardan oluşuyor sanki. hep yazan kızın samimi önerileriymiş gibi. bir kısmını listelemiş: tinyurl.com/74ebmq8
    ben çok şanslı, seçilmiş bir insanım, çok seçkin bir hayat sürüyorum diye bağıran 18 ekranlı hanımın sitesi de şu: tinyurl.com/7hebzwp


  11. blogculuk denilen hadisenin sadece bu yönüyle anlatılması hakkaten sinir bozucu.

    o “pınar, denge vs” metninin altına “bu bir ilandır” uyarısını sen yazıyı yazdıktan sonra mı koydular? bi de orası bi ekip tarafından hazırlanıyor, senin yazdıklarından bir kız yazıyor diye anlamıştım. dilini öyle tutturmuşlar, bir kişi var gibi ama bir sürü insan yazıyor.


  12. dün dikkat etmedim ama geçen hafta yazıyı yazdığımda yoktu sanırım, dikkat etmiştim çünkü. ama benden değildir tabi, başkaları söylemiştir. evet, bir ekip işiymiş. o akşam çıkan kız benim bloğum dediği için öyle sanmıştım ben. belki ağırlıklı olarak o yazıyordur.
    neyse, belli ki bu bir işkolu, ilan tahtası niteliğinde bloglar. diğer reklam kokan yazılarda da öyle bir uyarı yok bu arada. “şu nail bar mükemmel, üstelik blogun üyelerine %10 indirim var” derken bundan bir menfaatleri olmadığına inanmam. zaten o reklam uyarısının olması da benim açımdan kabul edilir yapmıyor da en azından işin ahlakı onu gerektiriyor.
    o uyarıyı bloğun tepesine koymaları gerek aslında, bu bir reklam bloğudur diye. hatta “siz okurlarımızın saftirikliği sayesinde bu ay şu kadar para kazandık” demeleri gerek.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s