h1

“Every educated person is a future enemy.”

3 Mart, 2012

– Haberleri izlerken / okurken gördüklerini mantığı almayan, hatta direk kafayı yiyen tek ben miyim diye endişeleniyorum. Önce Kilis’te, sonra iki şehirde daha okullarda cıva zehirlenmeleri olmuş. Yüzlerce çocuk hastanelik olmuş, haber sırasında 6’sının durumu ağırdı. Çocuklarla konuşuyorlar, cıva şişesi kırıldı, yere döküldü, oynadık filan diyorlar. Aralarında yutanlar da olmuş. Bu haberde bir eksik yok mu? Kimse öğretmeni sormuyor. Direk onla konuşmuyor, ya da o sırada nerdeymiş demiyor, mesela çocuklara dikkatli olun dememiş mi, hakkında birşey yapılacak mıymış… Hayat bu ülkede ne kadar ucuz (ve öğretmenlerimiz de az cahil değil).

Biz de ortaokulda cıvayla oynardık. Sıranın kalem konulsun diye yapılmış dar oluğunda ya da tic tac kutularında (o zaman o şekerlerin farklı bir ismi vardı ama hatırlamıyorum) oynatırdık, dokunurduk bile hafifçe. Bunu niye yaptığımızı da bilmiyorum. Yani, niye okullarda cıva olur ki? Arsenik de oluyor mu mesela? Cıvayı görünce çok şey mi öğrenmiş oluyoruz? Hadi, öğreneceğiz, onu kırılmayacak bir kaba koymak, öğrencilere vermemek çok mu zor?

– Ekranda Galatasaray üniversitesi rektörü vardı. “Bir gsü öğrencisi tutuklanmıştı, rektör bey o konuyu takip ediyor mu?” diye bir soru gelmiş bir izleyiciden. Bu ülkede  işte böyle anlara bayılıyorum. O ana dek tv’de ne olduğunun bile farkında değildim, kulak kesildim. “Tabi, takip ediyoruz, takip ediliyor. O öğrenci endüstri mühendisliği öğrencisi, ben de aynı bölümde öğretim üyesiyim. Babası randevu almış, gelecekmiş. Onu kabul edeceğim, görüşeceğiz.” dedi.

Sonra ben ‘seri dekan katili olmak’tan bahsedince (dekan anahtar kelime, ama tabi ki çeşitli rektörler ve bölüm başkanları da listede) garipsiyorsunuz.

‘Kabul etmek’ ne demek anacım? Daha birinci günden olayın peşinde olmalısın. Sürekli ailesiyle irtibatta olmalısın. En adi suçla bile suçlansa. Bırak rektör olmayı, bölümünün öğrencisi ise yapmak durumundasın. Hatta (bir seçim: ya oğlana bir haksızlık yapıldığını düşünüyorsan ya da ne olursa olsun), savunmasına yardımda bulunmalısın (aynı programda ülkedeki en iyi hukuk bölümünün kendilerinde olduğunu da savunuyordu aynı rektör).

Üniversiteler pek kendini beğenmiş. Ama içlerinde en kendini beğenmiş Galatasaray diye düşünmüştüm bir keresinde, destekledi adam.

Bahsi geçen oğlan 2 yıldan fazladır tutukluymuş, otobüs beklerken poşu taktığı için alınmış, bir gizli tanığın ifadesiylede suçlanmış. Bu da şu an tutuklu öğrencilerin listesi.

– 4+4+4, futbol federasyonunun geçen yıl getirip bu yıl kaldırdığı 6+2+2 kuralına benziyor: 6 yabancı sahada, 2’si kulübede, 2’si tribünde (beşiktaş sürekli yabancı getirip durunca 2’si de evde, 2’si havaalanında gibi şeyler eklenirdi buna) (ayrıca, paragraf başına maddelemek için – koyunca eksi dört diye başlıyormuş gibi oluyor, evet, sonuç 8 ediyor). Bu, akp’nin, tabanından gelen ‘kız çocuklarımızı örtmek istiyoruz‘ talebine uymasından başka birşey değildir.

Şu an 5.-8. sınıf arasındaki yani 10-14 yaş aralığındaki çocukları yeniden kapatarak okula göndermek için bulunan formüldür bu. Bense, o yaştaki çocukları kapatan anne-babaları hapse göndermek gerek şeklindeki naçizane fikrimi koruyor, şu sıralar ısrarla Erbakan cenahından esen rüzgarları da gayet pis buluyorum. Hayatı din tüccarlığıyla geçen, devleti dolandırmaktan hüküm giymiş adamı bugün hiçbir parti paylaşamıyor ya, artık ne günlere kaldık diyorum (ayrıca, aynı davada yine hüküm giymesi beklenen şu anki muhterem cumhurbaşkanımızın dosyası da kayboluvermişti).

– Yine pek muhterem cumhurbaşkanımızın, Tayyyyip’in ve Erbakan’ın üniversiteleri de olmuş artık. Çok geçmez, az sabredin, yakında Tayyyyyip heykelleri de görmeye başlarız. Sonra, bir gün devran döner, o tabelaları, heykelleri indirin demek mo.da olur.

– Nerede geçtiğini hatırlayamadım, iki farklı okulda, teneddüslerde yürüme engelli çocuğunu sırtında bahçeye indirmek, tuvalete götürmek için okul bahçesinde bekleyen iki annenin bahsi veya haberi vardı. Daha engelli çocuklarına düzgün koşullar veremeyen bir ülkenin tablet projeleri peşinde koşacak olması ne korkunç. O tablet projesi ve sonucunda ekrana bakarak yaşayacak bir neslin gelmesi, insanlığın temelinin dinamitlenmesi gibi geliyor bana.

En basitinden, kitap diye birşey tanımayacaklar. Bu, direk olarak okumamak anlamına da gelecek. Hanginiz, ekrandan bir öykü okumaktan hoşlanıyor bilmiyorum -ki nerede kaldı roman. Ekranla içiçe oldukça görüntü her zaman yazıya baskın çıkacaktır.

______________

İşte tek tek her böyle haberde, düşüncede yalnız hissediyorum. Bu histen de çok yoruldum.

Reklamlar

6 yorum

  1. yalnız değilsin. ben o kadar çok etkileniyorum ki bir süredir gazete okumuyorum (sanki böyle yaparak kaçabilirmişim gibi) elimden gelen sadece kendimi her ne kadar o anlarda kendime çok yabancı bulsam da ders anlatmak için çıktığım kürsüden çocuklara olmaz bu işler böyle arkadaşlar nutukları atmak. kaçı dediklerimi dinliyor, kaçı ciddiye alıyor bilmiyorum ama yapıyorum işte…bazen öyle nefret dolu bakışlar yakalıyorum ki.her şey çok kötü gerçekten.


  2. zamanaşımına uğrayan davalar, özel yasalar, nefret söylemleri, kindar ve dindar nesiller, ırkçılık, zehirlenen gıdalar, hesler, elden giden haydarpaşa, cezaevindeki çocuklar, devletin bombaladığı çocuklar, vs…amma gündemi var memleketin. can mı dayanır buna. nasıl deli olmuyoruz ona şaşmak gerek. insanoğlu ne iğrenç bir mahluk aslında. her şeye alışıyor, her pislikle yaşıyor…


  3. kendi blogum yok ya arada böyle gelip senin burada içimi döküyorum diye kızmıyorsun di mi:) bir de tabi çocuk sahibi bir insan olarak hiçbir şeyi tek seferde yapamıyorum, her şey böyle parça parça, gide gele:) kusuruma bakma…


  4. sen kürsüden mi ders anlatıyorsun? aşağı in, aralara gir, kıyafetleri incele, “o mesajı bana da gönder” de, “o videodaki kedi ne salak di mi” de. tüm söylediklerinden bunu anlamış gibi oldum.

    bloktansa buradan yazmanı tercih ederim, artık (kimse kusura bakmasın, bunun için bayağı bir gerekçem var) okuyamıyorum başka blokları.

    o konuları ise parçalayıp yaklaşmak gerek. öyle hepsi birden üstüne gelir insanın. benimkiler sadece eğitim üzerine.
    dr. who’da doktor dün dedi ki “the way I see it, every life is a pile of good things and bad things. the good things don’t always soften the bad things; but vice-versa, the bad things don’t necessarily spoil the good things or make them unimportant.” şimdi emin değilim de o hikayenin içinde pek anlamlı göründü (van gogh’u intihardan vazgeçirmek için ona iyi seyler yapar dokturun eşlikçisi kız, ama bugüne dönünce başaramadığını anlar). şu sahne.


  5. tüm söylediklerimden öğrencilerimin dersi dinlemediğini anladın:)

    bugün geçen dönem şakalaştığım, takıldığım bir öğrencinin gözümün içine baka baka, ben tam ona selam vermek üzere iken kafasını çevirdiğini gördüm. bell ki derslerde söylediklerimden rahatsız olmuş, oysa ki üstüne basa basa siyaseten aynı yerde olmak zorunda değiliz, ama nezaketten ve çok seslilikten asla ödün vermemeliyiz diyorum. aslında sırf çocuklar farkı düşüncelere tahammül göstermeyi öğrensinler diye konuşuyorum. kaldı ki bunlar hukuk öğrencisi derslerde konuşacağım hiçbir şey garip kaçmaz. bir üniversite hocası her şeyden konuşabilir, ders de anlatmak zorunda değildir diyorum, biri çıkıp ben sabah erkenden kalkıp buraya geliyorsam anlatmak zorunda diyor. geleceğe dair umut yok yani, onu da ben canlı canlı her gün görüyorum. dr. who’nun dediği gibi, iyi şeyleri önemsizleştirmez kötü şeyler. yalnız mesele şu ki, iyi şeyler küçük gündelik hayatımızda, genelden bahsedecek olursak ben iyi bir şey göremiyorum hiç.


  6. yok, senin öğrencilerinden değil. hiçbir yerde (ülkede) öğrenciler ders dinlemiyor. kürsün dedin diye, hep önlerinde değil, bazen de aralarında olursan ilginç manzaralar görürsün, eğlenceli olur diye dedim. benim zamanımda cep tel.u bu düzeyde olmamasına rağmen hoş oluyordu.
    bu arada, amerikalı öğrencilere hakkını verelim. hepsinde ama özellikle lisansüstündeki akıllı usluluk -daha doğrusu ders dinleme becerisi- kıskandırıcı. bize göre çok daha az telefonla oynuyor olmalılar ders sırasında.

    bak işte, orada bu anlattığın şey gerçekleşmezdi. çok seslilik diye bir tabirleri bile yok, çünkü o zaten ‘given’. o kafa çevirme sahnesi benim çok ciddi moralimi bozardı. kolay gelsin, gerçekten çok üzücü şeyler.
    bir de, benim küçük -ya da büyük- gündelik hayatımda pek iyi şeyler yok, o yüzden ülkede olması iyice önemli.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s