h1

Hollanda yüzünden aşık olamamak

11 Haziran, 2012

En ilgili ve -kendimi bildim bileli izlediğim için doğal olarak- en bilgili olduğum konulardan biri futbolken burada niye bu kadar az futbol yazısı var? 2006 Dünya Kupası sırasında bayağı yazmıştım, sonra okur kitlesi fazla feminen kalınca bıraktım. Ama okura bu kadar ayak uydurmak olmaz ki. To hell with the readers! Hail the author! (hail’le helal akraba sanırım).

Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyorduk telefonda. O sırada uefa finali başlıyordu. Hadi, kısa keselim, maç izleyeceğim dedim. Bahis mi oynadın dedi. Telefonda olmasa kafasına vazo atardım. Maç izleme zevki diye birşeyi bu kadar mı unuttuk? Hayır, bari şöyle düşünelim: Bahsi niye oynarsın? Para kazanmak için. Çok para kazanınca naparsın? Gider, maçı yerinde izlersin. Ya da bu kız cinsi hala futbola çok uzak.

Seyir zevki demişken geleneksel olarak Avrupa şampiyonalarında Dünya kupalarına göre kalite fazla, ama seyir zevki düşüktür. Ama bu sefer sürprizlerin de çıkmasıyla farklı olacak gibi geliyor bana.

Favoriler bu sefer fazla belli. Genelin -ve bahislerin- tahminleri İspanya-Almanya diyor büyük farkla. Geçen Dünya kupası ve Avrupa şampiyonasını en büyük İspanya kazanıp 2. ve 3. favoriler Almanya ve Hollanda diğer herkesi yenip sadece ona yenilince sanki hep iyi olan kazanır gibi oldu. Bu düşünce ‘kazandığına göre iyidir’e de dönüşüyor. Oysa futbol böyle bir oyun değil. İyi takım o gün sahada iyi olmayabilir, olsa bile kazanamayabilir. Hepsi gayet olasılık dahilinde.

İspanya’nın aşırı orta sahalı oyunundan hoşlanmayan biri olarak (Barcelona ile karşılaştırınca çok daha korkakça İsp.’nın 11’i) bir an önce elensinler istiyorum. Ama bu hiç kolay birşey değil.

Turnuva öncesi tahminim Fransa-Rusya finaliydi. Hırvatistan ve İngiltere de sürpriz yapabilir, onlarla yer değiştirebilir diye düşünmüştüm. İzleyinceyse hiçbir şey beklemediğim İtalya‘yı çok beğendim. En ateşli takım onlar. İspanya da ne yazık ki gayet iyi.

Ah, bir de Hollanda var tabi. Oranje. Yıllardır, 98’den bu yana kaç kupadır, kaç kere öyle hüsrana uğrattılar ki beni. Büyük bir sevgiyle tuttuğunuz takımınız bazen turnuvanın da en iyilerindendir (aslında zaten bu ikisi ilişkilidir: iyiliğe duyduğunuz saygı oyun felsefelerine duyduğunuz sevgiye eklenir). Ama en iyi olmalarına rağmen kazanamaz takımınız, hatta finale bile gelemez. Birçok nedeni vardır bunun, her turnuvada da yeni nedenler çıkar: Finalde oynamanız gereken ters bir rakip çok erken karşınıza çıkar, sert oynarlar, hakem karışır, kendi teknik direktörünüz korkaklık eder-yanlış takım çıkarır, sakatlık olur, şanssızlıklar olur, penaltılara kalır, babası verse annesi vermez, o da verse dininiz uymaz, diliniz uymaz. Aynı aşk acıları gibidir sevdiğiniz takımın elenmesi. Kalbiniz kırılır. Bir sonraki turnuvada yine kalbiniz kırılacak şekilde bağlanmanız zorlanır. Ama benim gibi uslanmaz bir futbol romantiği iseniz yine bağlanırsınız.

Hollanda’dan bu sefer pek birşey bekleyemiyordum açıkçası. Bu takım Dünya kupasında gelebileceği en iyi yere geldi, artık düşüşte. Ayrıca, müthiş becerikli bir hücumu olsa da son derece de benciller. Artık dağıtılıp yeni bir takım yapılması gerek. Ne olacak bu Hollanda’nın hali modunda hem birşey beklemeden hem de yine de üzülmeden yapamadan izliyorum.

Bu seferlik -hayatımda ilk defa- gök mavilerden yanayım. Önceden benimsediğiniz bir takımı mı, yoksa oyununu beğendiğinizi mı tutmak daha asilce, emin değilim.

_______________________________

Yazarken aklıma gelmişti, burayı okuyanların çoğu, futbolla ilgilenmeyen dişi kesim olduğuna göre onların ilgisini çekecek bir resim koyayım. Bu ne/kim olabilir? Tabi ki Baggio. Şimdiye dek çocukluğunda Baggio’ya hayran olmuş o kadar çok kız tanıdım ki. 1-Erol Evgin, 2-Baggio diye gider bir dönemin aşık olduğu kişiler. Hatta kız kesiminin şimdi böyle paranoyak olmasında da Baggio’nun 94 finalinde kaçırdığı penaltıyla kırılmış kalpler aranabilir. Neyse, ama bari yaşlı-göbekli bir resmini koyayım da hayran oldukları adamın şimdiki halini görsünler dedim. Ama ne yazık ki ne adam o durumda, ne de gönlüm elverdi buna.

Reklamlar

10 yorum

  1. bağlılık iyidir. artık maç seyretmiyorum ama seyrettiğim zamanlarda hollandayı tutardım. bir de 2000’deki şampiyonada bir aylığına hollanda’daydım. inekli bir taraftar şapkası (en portakalından) almıştım. o şapkanın aşkına, hala hollanda’yı tutarım. hem bak üşenmedim arşivlere girdim, bak 2008’de ne demişsin: “Uzun yıllardır tek sevdiğim Avrupa takımı Hollanda. Her Avrupa Şampiyonası’na Hollanda ne yapar diye başlarım”. (bu arada zaman nasıl su gibi akıp geçiyor hayret, senin o yazını daha dün okumuş gibiyim. yazıyı bırak, yazıya ekli foto bile bakmadan gözümün önüne geldi. alla alla 4 sene ne ara geldi geçti.) mavileri bırak (ki büyük gönül bağımız vardır) portakala bak.


  2. gönül bağının resmini koydum. tahmin doğru mu?
    demek sen 4 yıl önce de vardın. ama 6 yıl önce olmadığını biliyorum, o zamanki yazılarımı daha net hatırlıyorum şu mesela.
    hollanda’yı tutmayı bırakamam ama bu sefer olumsuz bir şekilde, üzüleceğimi bilerek izliyorum. o zaman da gönlü yeterince gitmiyor insanın. kadroda bozukluklar var, dinamik bir takım değil. sonra o kadar yetenekli adamlar bazen acaip benciller. ama yine de futbolu sevdirmeye çalıştığım birine bu turnuvada bir takım tavsiye edeceksem hollanda derim.
    ama futbolunu beğendiğim italya’yı da bir yandan tutmakta bir zarar yok. nasılsa birbirleriyle oynamıyorlar.

    bu arada, bu senin burada 100. yorumun olmuş. yaklaşan oldu ama 100’e ulaşan ilk sen olmuşsun.


  3. tahmin yanlış:) benim gönül bağım kocama olan bağımdan, o bir italyasever, italyansever, italyancasever…
    burayı ne zamandan beri okuyorum (5 yıl oldu herhalde) hatırlamıyorum ama 100 yorum yapmış olmama şaşırdım. topa çıkmayı (hele de iyi pasa) oldum olası severim zaten. hediye olarak cannes’a uçak bileti mi vereceksin?


  4. benim, gazetedeki fotosunu saklayacak kadar ilgimi çeken tek futbolcu (hatta benim hiç posterim, ordan burdan kesilip biriktirilmiş ünlü resimlerim olmadı demek ki kendisi tamamen ilk ve tek. resmi de zaten bir arkadaşım kesip vermişti) 90 dünya kupasının efsanesi zenga idi. uzun saçları vardı ve gerçekten çok yakışıklıydı:)


  5. aaa, o zaman baggio resmini sileyim.
    kocanla iyi anlaşacağımı düşünüyorum ben.

    valla, en ufak bir hediye niyetim yok. artık okuyanlar beni hediyelere boğsun istiyorum:) yıllar önce (şubat 2007’de) toplamda 1000. yoruma ödül vermiştim, o da pelin’e gitmişti hatta. kampüste rastlarsan, ya da özel bir uğra sor o günleri. sanırım bloğun en güzel günleriydi onlar, 1000. yorumu kim yapacak diye bir beklenti vardı bir süre.
    bu arada, pardon, 5 yıl önce 1000 yorum olduğuna göre 100’e ulaşan ilk kişi değilsindir muhtemelen, istatistik kısmında gördüğüm tablo en son 1000 yorum içinmiş. ne çok yorum yapılırmış bir zamanlar.


  6. yine bu arada, zenga gelmişti buraya. bir anadolu takımına hoca olarak (antep’miş), sonra kısa zamanda kovulmuştu. ama o zamanlar değil tabi, 2006’da.

    ve cannes’a gitmek istiyorsan bizim taksiciyi yollayayım. hem milano’dan geçerken zenga’yı da görmüş olursun.


  7. blogun en en güzel zamanlarında ben daha keşfetmemiştim herhalde ama bir kısım güzel zamanına rastladım. uğrayanlar azalmış olabilir, kapında sıra olduğumuz zamanlar (öyle bir şey vardı hatırlıyor musun?) geçmiş olabilir ama olsun… aynı zenga’nın eski zenga olmaması gibi (sanırım şimdi saçsız ve göbeklidir ve artık madonna evine davet etmiyordur) geçen pazar gördüm pelin’i. blogun bizim tanışmamıza da yaramıştı:) (çok yararlı blog) bir dahaki görüşmede birleşip sana kampüsümüzde tur hediye etmeyi teklif edicem:)


  8. sıra girme meselesini hatırlamayıp kelime arayıp buldum galiba. şu yazıdaki, di mi?
    şimdi bu blok, zenga’nın yaşlanmış halini mi andırıyor? ben öyle anladım o laflardan. göbekli ve kel değil benim bloğum.


  9. bir daha okuyunca yazdıklarımı, evet öyle demişim gibi ama yok öyle değil:) alıngansın…hem bir zenga her zaman zenga’dır.


  10. şimdi farkettim, burada zenga oyunuyla ilgili bir kelime oyunu olmuş olabilir. zenga’yı iyi yapanlara zenga deniyorsa mesela.
    izledikçe bu hollanda’yı tutmamanın hollanda sevgisinin bir gerekliliği olduğunu anlıyorum. bu takım çok başarısız olsun ki hemen değişsin. uzun vadeli olmalı futboldaki takım sevgileri. bir kere başarısız olmaları çok önemli değil.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s