h1

Maç yerine münazara mı?

27 Haziran, 2012

Futbol her zaman süper eğlenceli birşey değildir. Haksızlıklar, iyi oynayanın kazanamaması bir yana, bir de maçlar fena halde sıkıcı geçebilir, bazıları sizi futboldan soğutabilir. İspanya-Fransa çeyrek finali onu da geçti, beni neredeyse hayattan soğutacaktı. İspanya’nın sürekli paslaşıp karşı kaleye gitmeyen oyunuyla Fransızların nasılsa topu onlardan alamayız diye ezikçe geride izlemeye soyunması. Sanki bir hentbol maçında bir tarafın 90 dk. boyunca bir yandan bir yana top çevirmesini izliyoruz (hentbolda bir süre hücum gelmeyince hakem ihtar veriyor, o da en fazla 1 dk.da filan). 

Maçın süper sıkıcı olması birşey, izlediğin yorumcuların o oyuna binbir övgü düzmesi bambaşka. Trt’nin kifayetsiz yorumcularını (başta Terrrim kırması Hikmet Karaman: Terrrim Ankaragücü’nü çalıştırırken onun yardımcısıydı Karaman, o zamandan beri onu izlerken Ata Demirer’in Terrrim taklidini izler gibi oluyorum) kaale almıyorum, ntv’de Mehmet Demirkol da “İspanya mükemmelliğiyle insana sıkıcı gelen Mercedes gibi” demez mi? Anacım, mükemmel takım tüm maçı 2 pozisyonla mı bitirir? Hırvatlar’a da bu yüzden elenmek üzereydiler neredeyse, şanslarıyla kurtardılar. Onları bırak, seyircinin ıslıklamalarını da mı duymadın? Biz de işte bu adamları dinlemek için zaman harcıyoruz. 
Sonra guardian’daki yorumlara bakayım dedim ve ferahladım:

– Spain were terrible. France were worse.

– Spain and France just took two hours of my life and I want them back.

– Honestly, at about the 70 minute mark, the ref should just have blown his whistle, called the two captains together and summarily disqualified both teams on the grounds neither seemed remotely arsed about contesting a game of football.

– If that’s supposed to be football then I don’t think I like it as much as I thought.

– I am Spanish, I have watched every single game in bars or in front of giant screens here in Barcelona… The general consensus has been that this style of play is extremely, extremely boring.

– Spain remind me of this: Simpsons’a göre 30 sn.de futbol (maç gerçekten tam böyleydi işte).

Bizimkiler seçilmiş analistken bunların sıradan insanlar olması ne fena.

Yorumlara dayanamayıp kanal değiştirince karşıma bbc’de Britiş Museum’daki Parthenon mermerlerinin geri verilip verilmemesi ile ilgili bir münazara çıktı. İkişer tartışmacı kısa konuşmalar yapıyorlar, sonra sorular. Tartışmacılardan, verilsin diyenlerden biri de sevgili Stephen Fry’dı. En çok sevdiğim aktörler listesinde de yer almıştı kendisi.

Öncelikle Parthenon mermerleri, Atina’nın sembol Parthenon’undan 19.yy. başlarında parayla alınıp bir anlamda kaçırılmış. O yüzden bir kısmı Atina’da, bir kısmı da British Museum’daymış (azar azar parçalar da Fransa’da, orada burada filan). Bizden kaçırılanlarla karşılaştırmak mümkün değil. Onlar ‘bizim eserlerimiz’ diyor, biz en fazla ‘bu toprakların’ diyoruz. Karşılaştırmak için İstanbul’un orta yerinden sembol bir Osmanlı eserinin parçalarının kaçırılmış olması lazım.

Yunanlılar geçen yıllarda yaptıkları yeni Acropolis müzesiyle beraber bir geri alma kampanyası başlatmışlar. Britiş Museum görevlisi “biz onları resmen satın aldık, koruduk. Ayrıca dünya mirasının önemli eserlerinin toplandığı bir müze çok önemlidir” diyordu.

S. Fry da “Biz onları koruduk diyoruz. Düşünün, komşunun evinde yangın çıkıyor, siz de resimlerini ben saklarım deyip alıyorsunuz, ama sonra istediğinde vermiyorsunuz. Ayrıca, aldığımız sırada Yunanistan işgal altındaydı. Mermerleri Osmanlılar’dan almak, Nazi işgali sırasında Hollanda’nın önemli resimlerini onlardan almak gibi” dedi.

Bu söz tabi tartışmayı biraz kaydırdı. Onun benzetmesi işgal üzerineydi, ama en fazla yanlış anlama da benzetmelerden olur zaten. Hemen bir İngiliz “Osmanlı’yı nazilere benzetmek büyük bir hata, onlar çoğulcu bir imparatorluktu ve yerel yönetimleri yerlilere bırakırdı, o sırada Yunanlı yöneticiler de vardı” dedi (düşünün, Türkiye’de bir tartışmada birisi İngiliz İmparatorluğu’nu nazilere benzeten bir söz ediyor, kimse çıkıp da İngilizleri savunmaz).

“Yarı Türk’üm” diyen bir kız da söz alıp “o sırada Yunanistan tabi ki işgal altındaydı” dedi. Ben buna tam katılamadım. Atina 350 yıldan fazla Osmanlı’da kalmış. Selanik daha da uzun, 500 yıla yakın ve Osmanlı’nın baş şehirlerinden biri olarak görülmüş. Son seçimlerde meclise giren faşist Yunan partisi İzmir’i, İstanbul’u ve Karadeniz’i alacağız diyordu. Ege zaten tarihi olarak Yunanlıların esas yerleşim bölgelerinden. Şimdi İzmir işgal altında o bakışla. Veya bizzat İstanbul: 1. dünya savaşı sonrası kaybetmiş olsaydık öncesi için işgal altındaydı mı diyecektik? Tabi Atina’yla Anadolu ve İstanbul arasında bir fark var-varmış, barındırdıkları popülasyonların milliyeti nedeniyle, ama bu kadar keskin hükümler kolay değil bence. 

Neyse, tartışma başlarken bir anket yaptılar salonda. Geri verilsin diyenlerle verilmesin diyenler başa baş çıktı (196 verilsin, 202 verilmesin, 150 kararsız). Sonra bir de bitince yaptılar ve 384 verilsin, 125 verilmesin çıktı ve ben bu fikir değiştirebilme becerisine bayıldım. Bir de niye bize britiş ırkçılığı yapıyorsun dersiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s