h1

Kasiyerin bir anlık şaşkınlığı

7 Aralık, 2012

Başlıktan bunun yine klasik bir hırsızlık hikayem olduğunu sanmayın. Gönül hırsızlığı hiç değil.

Birkaç günlüğüne eve gelmiş, uykusuzluktan akşamüstü yatmıştım. Uyandığımda yandan fısıltılar geliyordu. Allah allah, kim ki diye kalkıp baktım, Hürrem’miş. Gerçekten de dikkat edin, o dizide sürekli fısıldayarak konuşuyorlar. Özellikle haremde. Belli ki bu bilerek yapılan birşey, millete saray entrikasına şahit oluyormuş hissi vermek için.

Dışarıda abartılı bir yağmur yağıyordu. Zaten Alsancak kordon sular altında kalmış. Ama birkaç şey alınacaktı. Mecburen çıktım. Yağmur ormantizminden de hiç anlamam. İnsanı kısıtlar, dışarda dolaşamazsın, ıslanır, hasta olursun, giysilerin bozulur, ayakkabıların mahvolur. Yağmur sevenleri yeni bir süet montla o yağmurda dışarda görmek isterim.

Önce ekmek, sonra tansaş’ta birkaç şey. Çok sevimli iki kızkardeş vardı içerde ama neyse, şimdi konumuz o değil. Girdiğim kasada otomatik kapı açıldıkça acaip rüzgar geliyordu. Ben zımbırtıları torbalarken boş kalan kasiyer kız kalkmıştı, kapının önünde dışarı bakarak yanındakine “bende şemsiye de yok, her zamanki kapüşonlu montumu da giymedim bugün” dedi endişeli. Saat 20:45 civarıydı, bir saat onbeş dk sonra çıkacaklardı. Güvenlik görevlisi de hava tam organik dedi. Harbiden de organik olmanın, toprağa karışmanın havasıydı tam.

Arabaya dek ıslandım, hem de şemsiyeyle. Ayaklarım su içinde kaldı. Kapüşon olsa neye yeter… Sonra annemin gözlüğünü almam gerekiyordu. Yollar sular altındaydı, dönsem mi diye diye gittim. Oradan ıslana ıslana ev, gözlüğü bıraktım, birşey aldım, koştur koştur tekrar çıktım.

Yine tansaş. Bir çalışan bu yine niye geldi diye baktı. Aynı kasiyere geldim, size şemsiye getirdim dedim. Yüzündeki ifadeyi kaydetmek isterdim. Şemsiyem yok diyordunuz dedim. Teşekkür etti ama ne diyeceğini bilemez bir ifadeyle. Ben itiraz eder mi diyordum, ama anlaşılan öyle bir olasılık yoktu. “Ama benden alırsınız sonra” dedi. “Tabi alırım” dedim. Normalde açıklama yapardım, ben şemsiyeyle bile ıslandım gibi birşey derdim, ama o anda hiç uzatmak istemedim, anında çıktım.

Tanımadığım birinden böyle birşey okusam herife bak, yaptığıyla övünüyor diyebilirdim. Ama kendi derdimin o olmadığını biliyorum (o anı anlatabilmek). Zaten kendi kendime yazıyorum bir süredir; kendime ne övüneceğim?

Hem bu iyilik değil. Yarı vaktini para almadan sosyal projelere vermek iyilik. Veya Coca Cola reklamındaki, tren gelirken hemzemin geçitteki minivan’ı iten adam iyi (Arjantin’denmiş, görüntünün tümü şurada. Zaten öyle kaba bir toplum olduk ki olması gerekene iyi diyoruz. Oysa öyle bir havada kızın eve nasıl gideceğini düşünmeyene hayvan bile denemez. Hem zaten evde bir şemsiye patlaması var 1-2 yıldır.

Benim için  olayın değişik tarafı, onun hoş bulduğum biri filan olmaması. Böyle şeyler pek olmuyor. Belki hep belli kasiyerleri seçtiğimden, ya da zaten tanımadığınız birinin birşeye ihtiyacı olduğuna kaç kere şahit oluyoruz ki?

Reklamlar

6 yorum

  1. ne güzel bir şey yapmışsın. eminim kızın gününün geri kalanı şaşkınlıkla karışık gülümsemeyle geçmiştir 🙂


  2. yok yok bu baya bir “iyilik”. eğer aynı istikamete gittiğin, tanımadığın birini ıslanmasın diye şemsiyenin altına alsaydın bu nezaket olurdu. ama tanımadığın biri için sırf ıslanmasına gönlün razı olmadığı için, o yağmurda-yağışta eve gidip şemsiye almak tam tamına “iyilik”.
    bugün iki elim dolu halde kütüphaneden çıkarken, önce kendi geçtiği kapıyı yüzüme kapatmayıp (çok sık oluyor) benim için tutan kız bile günümü aydınlattı. kasiyer kız kim bilir nasıl mutlu olmuştur. dünya iyi insanların yüzü-suyu hürmetine dönüyor (bunu sanki sana bir kere daha söylemiştim).
    videodaki adam ise inanılmaz. bir anlık bir karar, nasıl bir şey yaptığını o an düşünüyor muydu acaba?


  3. keşke böyle şeylerin etkisi bir günlük, birkaç saatlik olmasa da insan böyle iyi anları hep bir taraflarında saklayabilse.
    hele o kıza işe başladığı sıralarda hep sinirli rastlıyordum. ters davranmıyordu, ama bir kasiyerden beklemeyeceğin sertlikteydi. hep başına kötü şeyler geliyormuş gibiydi. son zamanlarda öyle değil gerçi.

    özden, teşekkür, ama ben bunun iyilik olmadığında ısrarcıyım. bunu yapmamak kötülük olurdu bence. o zaman da yapmak iyilik olmaz. benim tanımım böyle. benim için olayı anlamlı kılan tek şey, ıslanmaktan gerçekten nefret ederim:)
    evet, o yüzü-suyu hürmeti sözünü unutamam. arada aklıma geliyor, bana bir sorumluluk da verir gibi.
    adamın düşünmediği, arabayı ittirdikten sonra geri dönmesinden belli:) oysa trenin öbür tarafında kalması çok daha risksiz olurmuş.


  4. bugün, bu yazıyı okumazdan az önce şu videoyu izlemiş ve içimden -insana insan gerek, demiştim.
    kendimce bağlaşım kurdum…

    bazen de insanın gözleri doluyor..


  5. ‘gözler doluyor’, videonun kaçınılmaz sonu zaten. ama çok yalancı böyle şeyler. iyilik hareketi iyiliği doğurur diye birşey yok maalesef. hele insanlar başına gelmemiş, ama sadece şahit oldukları birşeyden etkilenip iyiliklere girişecekler ha… öyle bir yer bulsam direk iltica edicem.

    bu arada, farkettim de yorumdaki bu isminizin gerçek izmir haline gelmesi için bir ‘n’ eksik sadece. veren bulunur mu ki? piyasada ‘y’ bol ama ‘n’sini verecek şair var mı, bilmiyorum. yaşasaydı edip cansever’e sorulabilirdi. gerçi o zaman edip casever olurdu ve buna bir tek erzincanlılar sevinirdi.


  6. belki uzaktan okuyanlar da vardır.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s