h1

Dizi muhabbeti

14 Ocak, 2013

Eniştemlere gitmiştim. Muhteşem Y. izliyorlardı. “Mihrimah gerçekten güzelmiş, portresini yaptırmış, oradan gördüm” dedim. “Güzeldir ya, biz de çok severiz onu” dedi eniştem. Yok dedim, yani gerçek Mihrimah. Evet evet, Kavak Yelleri’nde oynardı dedi eniştem. Kızıyla beraber uğraştık, Pelin birşeyden değil, the real Mihrimah’tan bahsettiğimizi anlatmaya, ama olmadı.

Dizi ilk başladığında bir Radikal yazarı kuaförde Süleyman’ın oğlunu öldüreceğinden bahsettiğinde kadınların filmin sonunu söylemiş gibi davranmasına şaşırdığından bahsetmişti. Sorun, sadece tarih bilmemek değil. Gördüklerinin -genelde- gerçek kişiler olduğunu farketmemek.

………

Ben Muhteşem Y.’a hiçbir yaratıcılık barındırmadığı için çok laf ederim. Yani, nasıl gelecekte geçen bir bilim kurguda gelecekteki yaşamla ilgili ilginç ayrıntılar olmalıysa 500 yıl önce geçen bir dizide de benzer şeyler olabilirdi. O zamanki hayata dair birçok ayrıntıyı bilmiyoruz. Saç tokalarını, temizlik malzemelerini, kapı kollarını, pencerelerin açılıp açılmadığını. Kaldı ki illa uydurmaları da gerekmiyor, bir kısmı müzelerde var. Bize biraz ilginç ayrıntılar gösterebilirdi o güne dair -uydurma&gerçek.

………

Çok etkileyici bir oyun (piyes) vardır, Becket diye, Jean Anouilh’in. Hatta Richard Burton’la Peter O’Toole’un oynadığı müthiş bir filmi de vardır. Bir kralla sağ kolu (danışmanı-yaveri) arasındaki ilişki. Muhteşem Y.’ın seyretmeye değer kısımları da aynen o ilişkiden izler taşıdıkları yerler. Bu, dizi ilk başladığında vardı biraz, Pargalı kendi kişiliğini sorgulardı. Şimdi o ilişki çözülürken çok daha karikatürize olsa da (‘Pargalı iktidar hırsına kapılır’ diye bir cümlede anlatılabilir) yine de yer yer ilginç bu sayede.


İşler Güçler’de görmedikleriniz diye bir bölüm yapmışlar. Tek tek tüm oyuncularla sohbet-mülakat yapmışlar, diziyle ilgili sorular soruyorlar. Gayet eğlenceli olmuş. Yalnız, bir süre sonra birşey bana fena halde batmaya başladı. Tüm oyuncular eksiksiz, mülakatı yapan yönetmen ve senaristi aşırı derecede övüyorlar, onlar da bunu yok canım şeklinde karşılayacağına veya konuyu değiştirmeye çalışacağına direk hoşuna gidiyordu. Hepsi tek tek yönetmenin önceki işlerine hayranmış, teklif gelince inanamamış, bu dizi de şöyle müthiş, böyle müthiş işler çıkarıyorlarmış. Sonuçta 90 dk bu grubun övülmesiyle geçiyordu.

Amerikan sitcomlarında mutlaka yapılır böyle bölümler. Biri de yazarlarımız çok iyi der, ama o kadar. Daha çok kendi kamera arkası anılarını anlatırlar. Hele Cemcir’in yaptığı gibi “ilk bölümü yaptığımızda bunu aşamazlar dediler. Bakınız 2. bölüm, bakınız 4. bölüm, 12. bölüm, 16. bölüm” diyen çıkmaz. Nasıl bir hırstır ve megalomanlıktır bu?

Mülakatı yapan senarist-yönetmen grubu aynı zamanda sınıfın arkasında oturup milletçe inek tiplerle alay eden oğlan çocukları gibiydiler. Teknik ekibi oynayan abilere yaklaşımları pek sevimli gelmedi bana. Ne konuştuğu anlaşılmayan boom’cu oğlan “ben en çok şu sahneyi sevdim” dediğinde “biz senin neyi sevdiğini biliyoruz, hava yastıklarını” demeleri işi tam ergen aba zan muhabbetine döndürdü (o sahnede kendinden çok uzun bir kısa sarılıyordu oğlan). Bir yönetmen, kendi oyuncusundan (o kızmasa bile) televizyonda nasıl hava yastığı diye bahsedebilir ki?


Behsat’ın da filmi oynadı bu arada. Bir sahnede içeri aldıkları kişileri konuşturmaları gerekiyor. “Amirim, bunlar yetiştirme yurdundan, şerbetlidir onlar dayağa, konuşmazlar” diyor Hayalet. Behsat “sen başka yol biliyor musun” diye soruyor Harun’a. Yo diyor Harun. Ben de bilmiyom diyor Behsat. Gayet bilindik bir sahne, dizide de benzerleri bol.Konuşturması mı gerekti, ayağını suratına yapıştırır Behsat. Sadece dövmez, aşağılar da. Sonuçta o dayak işe yarar, dövdükleri de hep bunu hakeden kişiler olur. Sonra da bu diziye doğru şeyleri savunuyor, haklının yanında, solcu-ilerici derler. Her hafta 1-2 tane okuduğumuz karakolda dayak haberlerinden biriyle bunu üstüste koyunca ortaya ne çıkıyor peki?

Anadilde savunma hakkı geçiyordu mesela bir bölümde. Ama öyle meseleleri arka plana koyarak (ama üzerine hiçbir şey demeyerek) yapılan şey, kendilerine prestij sağlamaya çalışmaktan başka birşey olmaz, o anlamda popülist olur.  Asıl, bu dizinin polis dayağını eşi-benzeri olmayan bir şekilde olumlayan, polisin gerektiğinde suçlu gördüklerini iyice bir benzetmesini haklı gösteren bir dizi olduğunu farketsin artık herkes. Seveceksek de buna rağmen sevelim.


Televizyonun son 1-2 yılda giderek daha düşük beğenilere göre düzenlenmesinin nedeni belli oldu. Meğer AB grubunun reytinglerdeki oranı azaltılmış. Ayrımı da eğitimle değil, direk gelirle yapmaya başlamışlar. Önceden bakardım, AB’nin ve genelin tercihleri ciddi biçimde farkederdi. Artık genele hitap etmeyecek bir programın, en azından büyük kanallarda yapılma şansı yok. Vasat ülkeye hakim artık.

Geçen yıl Son dizisi vardı mesela. Harika değildi, ama her Berkun Oya işi gibi farklıydı. Tabi ki hiç seyredilmedi.  Sadece halk değil, eleştirmenler de fazla karışık ilan etti. Radikal’in demirbaşı Orhan Tekelioğlu “yazar kendi yarattığı bulmacaya aşık olmuş” diye tanımladı. Oysa öyle karışık filan değildi. Sadece sırrını son bölüme dek saklıyordu. Ama en salak anlatılara alışmış beyinlere karışık geliyordu. Geçenlerde Berkun Oya anlatıyordu. İsveç’ten almışlar diziyi ve çok beğenmişler.

Peki, hiç mi güzel birşey yok? Televizyon haberciliği üzerine çok iyi yazılmış The Newsroom tekrar başlıyor cnbc-e’de, Çar.ları 9’da. Karakterler çok inandırıcı diyemem, empati kurulabilsin diye fazla saflaştırılmışlar, ama hikayeler, hem de geçen yılın gerçek haberleri üzerine gelişen olaylar müthiş başarılı. Bizim gibi, iki haber kanalının Doğ.. (noktalı yere joker gibi xx koyun, olsun size iki büyük holdingimiz) holdingin bünyesinde olduğu bir ülke için özellikle önemli bu dizi.

Sadece bir zaman lordu değil, aynı zamanda hayal gücünün de kralı olan Dr. Who Pazarları cnbc-‘e’de, 9’da.

Ve bazılarının tüm zamanların en iyi dizisi dediği, bir klasik nasıl bugüne uyarlanırmış diye ders veren, süper zeki dizi Sherlock bbc entertainment’ta, Pz. ve Pt.’leri 9’da. Sherlock’un bir blog yazarı olması, Watson’ın olay yerinden laptopının kamerasıyla aktardığı görüntüleri Sherlock’a izletmesi gibi ayrıntılarla başedebilirseniz benzersiz bir zeka fırtınası göreceksiniz. İngiltere’de en çok izlenen dizilerdenmiş Sherlock. İşte onlar Sherlock izliyor, biz de bu izlediklerimizi izliyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s