h1

Geceyarısı Sonrası Filmleri

20 Şubat, 2013

Sanırım ben birara erdim, ama ne ara, onu bilmiyorum.

Pz. gece-sabah uyumak üzereyken aklıma geldi, geceyarısı oynayıp duran filmleri yazacaktım ben. Ama son zamanlarda pek oynamıyor diye düşündüm. Atv’de çok tekrarlayan Casanova uzun zamandır oynamıyor mesela, hep dizi gösteriyorlar diye düşündüm. Bu durumda yazmanın da anlamı olmayacaktı. Aradan 14-15 saat geçti, karşımda Casanova başladı. Bu durumda bu filmleri yazmak elzem oldu.

Bundan 5-10 yıl önce daha çok macera-aksiyon filmleri oynardı. Sık tekrarlayan filmler deyince Cehennem Silahı serisinı, Julia Roberts’lı Pelikan Dosyası, Komplo Teorisi’ni, Mel Gibson-Goldie Hawn filmlerini, ya da Denzel Washington ağırlıklı seri katil filmlerini saymak gerekirdi. Ama son 3-5 yılda en çok bu filmler çıkıyor karşınıza. Televizyon seyreden biri bu filmlere, daha çok gecenin bir yarısı illa ki rastlar:

– CASANOVA: İçlerinde en çok tekrar eden bu. Nasıl oluyor bilmiyorum. Mesela, “Hıdır, yavrum, 12-2 arası bir boşluk var, arşivden bir film kap gel” diyorlar, Hıdır da hep rafta kapıya en yakın filmi mi kapıp getiriyor ki?

David_Tennant is Casanova by_pie_liner

Casanova, annesinin bir yatılı terkettiği, hiç konuşmayan bir çocuktur. Bir gün çok şişman bir kız bir bezle onu temizlerken (- Devam edeyim mi? – EVEEET!) konuşmaya başlar, sonra da bir daha susmaz. İstenen her kılığa bürünür, istendiğinde avukat, doktor veya astronom (- Biz astrolog istemiştik – Evet, ben de astrolog demek istemiştim) olur. Kadınlar onun sahtekarlığının içindeki dürüstlüğe hayran kalır (“Yalan söylüyorum, biliyorsun” tarzı bir tarz).

Bir baloda tanıştığı bir kadınla karşılıklı aşık olurlar, ama kadın nişanlıdır ve nişanlısı zengindir. Sonrası yarı sevimli yarı acıklı bir hikayedir. Casanova bu sırada farklı kadınların birinden diğerine atlar. Birisi de erkek rolü yapıp aryalar söyleyen siyah bir kadındır.

İngiliz televizyonlarının 2000’lerin 2. yarısında en sevilen iki dizisinin iki yakışıklısı, Dr. Who’dan David Tennant ve Spooks (MI5)’tan Rupert Penry-Jones oynuyor filmde.

David TennantRupert Penry-Jones2-2

Aslında BBC’nin bir mini dizisiymiş Casanova. 60’ar dakikalık 3 bölüm, bir şekilde 2 saat oynatıyor atv. Kadroda ilk ismi geçen Peter O’Toole’u hiç görmemiş olmam da bundan herhalde.

DANSÇI OLMAK İSTİYORUM  (Gone for a Dance – J’aurais voulu être un danseur):

Eminim 2.-3. filmler bir paket halinde gelmiştir kanal D’ye. Çünkü tarz aynı, başrol oyuncusu aynı. Artık D’de olmasa da yavru kanalları tv2’de mutlaka rastlarsınız bu iki filme.

Bu film içlerinde açık ara en başarısızı. Bir filmi dolduracak net bir hikayesi de yok. Ama hoş dans sahneleri ve kendisini izleten Vincent Elbaz’ı var (İngiliz Rufus Sewell’a çok benziyor Elbaz, onun Fransız versiyonu). Vincent Elbaz dansetmek istediğini farkedince tüm işlerinden kovulur, evini, ailesini terkeder. Bir yandan da tanımadığı babasının büyük bir dansçı olduğunu sanmaktadır. Öyle.

Ma vie en l'air2005real : Remi BezanconVincent ElbazCOLLECTION CHRISTOPHEL

– HAVADAKİ HAYATIM  (Ma Vie en l’Air):

İşte bu çok sevimli bir film. Vincent Elbaz sevgilisinden ayrılmış, uçmaktan korkan bir uçuş simulasyonu denetimcisidir. Apartmana yeni tanışan Marion Cotillard’la birbirlerini severler. Bu sırada, eski ve nobran sevgili tekrar ortaya çıkar. Hayır diyemeyen Vincent eski sevgilisine döner, onun isteğiyle biriktirdiği dergileri atar, evinde yaşayan arkadaşını gönderir. Aynı reddemeyişle evliliğe doğru gitmektedir. Bu sırada, arkadaşından Marion C.’ın Fransız Guyanası gibi bir yere gittiğini öğrenir ve uçağa atlar. Korkusunu yenmeye çalışırken uçağın motorlarından biri durur. Uçağın pilotu da simulasyonda birkaç kez başarısız olsa da kıyak yapıp geçirdiği yaşlı pilottur.

– BUDAPEŞTE’DE GERGEDAN AVI  (Rhinoceros Hunting in Budapest):

Budapeşte'de GErgedan Avı

İçlerinde en ilginci bu. Bir romantik komedi-karanlık aşk filmi arası. Gece geç vakitlerin bulanık kafasına çok uygun. Genç bir adam, durduk yerde kendisini bırakıp terkeden sevgilisinin peşinden Paris’e gelir. Çok sevdiği sevgilisi, sadece bir bant kaydı bırakarak ayrılmıştır. Onun izini sürerken karşısına hiçbir şeyi olmayan, hatta giysileri de olmayan çılgın bir kız çıkar. [Klasik bir sinema yalanıdır bu kızlar, gerçek hayatta yaşamazlar, bir tek pelikül üstünde soluk alıp verirler]. Kız onun evine sığınır. Peşinde de -tabi ki- kötü bir adam vardır.

Sonra genç adam eski sevgilisinin Budapeşte’de olduğunu öğrenir, yola çıkar. Tanıştığı kız da gelir onunla. Eski sevgilisi Nick Cave’in (evet, bizzat kendisi, majesteleri) yönettiği, hayal alemini andıran bir randevu evinde çalışmaktadır.

……..

Bunlardan başka bir de, patronundan kaçmak için Galler’de bir köye sığınan, tanınmamak için de fırıncılık yapan (adı da The Baker zaten), ve -tabi ki- orada bir kadına aşık olan bir kiralık katilin hikayesinin olduğu bir film var, ama o henüz bu diğerleri kadar oynamadı.

Reklamlar

3 yorum

  1. eee hiç fena değilmiş filmler. nick’i görmek isterdim mesela.


  2. oscar yorumlarını bekliyorum heyecanla:)


  3. özden, bu soru hoşuma gitti. ama oscarlar üzerine söyleyecek çok şey yok. çok tahmin edilebiliyor artık sonuçlar (ben de ediyorum), bu da biraz ‘yüz kişiye sorduk’ yarışması gibi oluyor. konu, sinemanın kendisinden insanların neye oy vereceğine kayıyor. sosyolojik bir ilgisi olanlar için ilginç bir konu. onlarca ‘uzmanın’ kimin kazanacağını tahmin ettiği siteler var. ama bazı dallarda o kadar kişinin nasıl yanıldığını bariz görüyorsun.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s