h1

Sevgimiziinn, aşşkımızınn üüstünnden sene geçti, yağmurr geçti, karr geçti

12 Nisan, 2013

Filmlerde, dizilerde gençlerin aşklarını izlemek çok da anlamlı değil aslında. Binbir çaba, gayret, en sonda biraraya geldiler diyelim. Film bittikten sonrasında ne olacak? En fazla 3 yıl sonra aşk bitecek, ya ayrılacaklar ya ayrılmayı düşünecekler, yeni insanlara kayacak akılları. Birbirlerine duyduklarını büyük bir sevgi değil, uçucu bir tutku, neredeyse bir saplantı olduğunu anlayacaklar, vitrindeki çantaya duyulan gibi sahip olunca zamanla biten birşey. Ya orta yaşlılar öyle mi? Değer bilirler. Hayattan beklediklerini bilirler, mükemmeli hedeflemezler, insanı hedeflerler. Gönüllerinin neye meylettiğini de görmüşlerdir artık. Mantık peşinde karar alanları söylemiyorum tabi, orta yaş aşklarını kastediyorum. Önce yaşayıp deneyimlemelisin, değmeyenleri görmelisin, aldatanları görmelisin, uyuşmadıklarınızı görmelisin, maddiyatçıları görmelisin,,, ki (kafamı yana eğip geniş bir açıyla düzleştirerek büyük bir ki yaptım) değer bilesin.

Çok nadiren da olsa çıkıyor sinemada, tv’de böyle aşklar. En klasik aşk filmlerinden -3 kere çevrilen- Love Affair (An Affair To Remember) geliyor aklıma. Haneke’nin Aşk’ı başka tabi. Bizde 2. Bahar var, bir de Canım Ailem. Canım Ailem’i aşağıda devamını izlemek istediğim diziler arasında görenler burun kıvırmıştır -emin gibiyim buna-, ama geçen ay boyunca her gece tekrarını izledikçe bir klasik olduğunu anladım. Vasat demişim burada daha önce. Evet, biraz karikatürize, bazen fazla masalsı bir dünya, ama aynı Münir Özkul-Adile Naşit aileleri gibi.

Seyrettikçe düşündüm de böyle dünyaları yaratmak kolay değil. Hele de, birbirlerini 20 yıl beklemiş çifti. [Samim (ne isim), Meliha’yı nikah masasında bırakıp (buna cold feet diyorlar) yurtdışına kaçmıştır. Yeğenlerine sahip çıkmak için geldiğinde karşı evdeki Meliha ile karşılaşır, “Samim seni öldürürüm” sahnesi yaşanır.]

canim-ailem_41081

Şu an böyle herkesin izlediği bir dizi yok. Olmayınca da anlaşamıyoruz, paylaşamıyoruz. Aynı şeyi izlemeyince mesela camdan cama ne hoş olacağından konuşamıyoruz, veya biri “ben buradaki büyük oğlanı iyi bir dövmek istiyorum” demiyor, içimizin yağları erimiyor.

Dizinin 3 sahnesini göstermek istiyorum, bir kişi bile izleyecek olsa ona:

– İlkini daha önce de göstermiştim. İlker Aksum gerçekten inanılmaz oynuyor. Feride Halim’e aşkını ilan etmiş, cevap bekliyor, ama Halim için o eski nişanlısının ablası ve hep aileden biri olmuş. Açınca direk 44:50’ye gidiyor, 4 dk izliyorsunuz, 48:50’de bana her izleyişimde olduğu gibi- gözleriniz doluyor.

– İlişkinin devamı. Feride Halim’in aklına girer bir kere. Sonra da başka bir oğlan çıkar ortaya (garantili formül: önce verip sonra geri çekmenin etkisi) ve Halim de aşık olur. Söylemek için şık bir restoranda yer ayarlar, Ozan Güven’den yardım ister, o kim olduğunu söylemeden Feride’yi oraya götürür. Ama o akşam Halim’in akrabası Gülendam fazla katmerden fenalaşır, hastaneye kaldırırlar, bu da gerisi (1:16:15’te başlıyor, Gencebay’ın Aklım Takıldı’sı eşliğinde).

– Ve bir Samim – Meliha klasiği. Meliha’nın doğumgünü. Samim bütün gün unutmuş görünür, oysa bir sürpriz hazırlar. Kardeşi Feride Meliha’yı çaktırmadan sahile götürecektir, ama kebaba dalınca kaçırır. Samim’in rakibi Aziz Meliha’yı gittiği yerde bulur, evlenme teklif eder. Sahne başlar (1:13:55’te).

canım ailem7

Ayrıcana: Şebnem Bozoklu’yla Meliha aynı kişi değil bence. Olamaz yani.

– Onur Ünsal ne sevimli oğlan gerçekten. Beni de andırıyor, yani küçüklüğümü.

– Geçen gün Küçük Kıyamet’te de izleyip bayıldım. İlker Aksum şu an en hayran olduğum Türk oyuncu. “Sevda ne zor şeymiş anam babam.”

– Dizi bitince keşke devamını çekseler dedim. Sonra, geçenlerde bir programda Şebnem Bozoklu’nun Uğur Yücel’le yeni birşey üzerinde çalışacaklarını çıtlattığını hatırladım. İkisini birleştirince… olmaz ama keşke olsa.

canım ailem9

Reklamlar

5 yorum

  1. videoların hepsini buyuk bir keyifle izledim. hatırlattığın ne iyi oldu simon 🙂


  2. Ah ne güzel olur tekrarı ya da Canım Ailemgil türü bir dizi çekilse. Bıktım her dizide entrika çevrilmesinden. Ne güzel!!!! örnek oluyorlar topluma; onun bunu arkasından iş çevirerek adamı/kadını elde et, neymiş “büyük aşk”. Akıl almaz olaylar, saplantılı ilişkiler,
    konuşmamalar, derdini anlatamamalar ama bunların yerine trip atmalar, üçkağıt çevirmeler, arkadan konuşmalar, eve sessiz telefonlar etmeler, türlü sapıklık vs. (bakınız: Merhamet, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Kuzey Güney vs.vs.) Ondan sonra herkes konuşuyor; “toplumda kimsenin kimseye saygısı kalmadı! vs.vs.vs.”. Ne görüyorlar ki ne olsun. Ah yarama barnak bastınız azizim, hızımı alamayıp konuya blogumda detaylı değineceğim.


  3. şule, benim için de senin kendini hatırlatman iyi oldu:)

    karga’nım, o dizilerin 1 sn.sine katlanamıyorum. o canhıraş hal ya da pis bakışlar, aman aman, kalsın. zaten türk dizilerinin ortak teması ne derseniz bilginin eksik paylaşımı. bu ya, ‘ya kötü adam öğrenirse’ gerilimi, ya da ‘ya bizim iyi çocuk öğrenecek mi bakalım’ ümidi oluyor; birisi ağzından kaçıracak mı, birisi bulmaması gereken bir kanıt mı bulacak, birisi kapı arkasındaki konuşmalara kulak mı kesilecek, birisinin çantasını mı karıştıracak, o sırada yakalanacak mı… hep bu aynı hikayeyle yıllardır milyonları götürüyor yapımcılar.
    yalnız, her toplum aradığı, istediği şeye maruz kalıyor. demek herkes birilerinin arkasından iş çevirmek istiyor. ki benim dışarıda gördüğüm kadarıyla da öyle. yani diziler topluma değil, toplum dizilere kötü örnek oluyor bence:)


  4. hepsi çok güzel sahneler..bir de feride’nin halime ilk söylediği sahne vardı..sanki bir kapı önündeydiler..o da pek güzeldi. sonradan ilker ve şebnem’e bir dizi yaptılar ama çok uzun sürmedi..feride ve halim’den yeni bir proje çıkardı ama. ben de bu herşeyin şahane olduğu dizilere katlanamıyorum, evler arabalar kadınlar erkekler mekanlar elbiseler herşey herşey çok çok üst sınıf, çok şahane.. hikayeler bir yana bu yaratılan atmosferler bile çok yapay. kayıp şehir’i baştan izlememiştim, ben de ara ara onu izliyorum şimdi. biraz didaktik bir yanı olsa da en azından evler sokaklar insanlar giysiler daha sahici. bugün bir ropörtajda geçiyodu dizi adlarının nasıl da negatif anlamlar yüklü olduğunu, bir de yeni bir dizi başlamış sanırım adı “osmanlı tokadı”..

    bir önceki yazının yorumlarındaki önerinizi dikakte alarak aşk konusunda konuşmak için özden’le karşılaşmayı bekliyorum bayım:) ama haneke’nin aşk’ı için birşeyler söyleyebilirim sanırım. palto film günlerinde gösterildi burada ve ben biraz birşeyler okumuştum izlemeden önce…. en azından yerle bir olmaya hazır olalım demiştim arkadaşlara, ama sadece sevgilisini alıp romantizm olsun diyenlere değil bize de şahane bir tokat oldu. hazırlıklı olsan ne yazar.
    dizilerde filmlerde kızla oğlan zor zahmet en sonunda kavuşunca bitsin o yüzden, hadi belki cicim aylarını da izleyelim ama orada kalsın. gerisini zaman zaman haneke bize hatırlatır zaten.


  5. feride halime’e mektup yazmıyor muydu? yılbaşıydı galiba, otelde eğlence vardı, mektubu veriyor, sonra oku diyordu. senin konuşma bahsini hatırlayamadım. söylemeye çalışıyor, sonra beceremeyip konuyu çevirmek gibi birşey yapıyor muydu ondan önce? daha yeni seyrettim ama hemen unutmuşum. var mı o sahneden aklına gelen başka bir ipucu? bakarım o bölümlere.

    kayıp şehir’i radikal’in tv eleştirmeni sürekli övüyordu. ben çok az izledim, sıkıcı geldi açıkçası. doğru şeyler anlatmaya çalışmışlar, zaten yapımcıları yıldırım türker, tuğrul eryılmaz filan, ama pek olmamış diye düşünmüştüm.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s