h1

Network olmasa The Newsroom olmazdı

20 Eylül, 2013

Ülkenin iki kutbu arasında dönen laf atışmaları arasında en yabancılaştığım konu, iki tarafın birbirini daha fazla emperyalizmle, abd-israil yanlısı olmakla suçlamaları. Gittiğim forumlarda, yerel meclislerde, ya da internetteki biraraya gelelim oluşumlarında hep anti-emperyalizm geçiyor. Konu emperyalizm değil arkadaşım, hala anlamadın mı? Emperyalizm derken İspanya’yı da kapsıyorlar mı acaba? Çünkü Haziran sonu, Temmuz başında Mango ve Zara indirime girdiğinde azalan eylemci sayısını da hesaba katmak gerek. İşte tam o an:

taksim -23 haz -Fellini'ye sevgilerle
Moda blokçularının direnişe katkısı yadsınamaz. Yine de ‘bizi bırakıp nasıl gidersin’ diye bakıyor vefası eylemciler. 

En basit ve salak örnek, The Newsroom gibi bir diziyi izleyen kolay kolay Amerika’ya laf edemez. Çünkü sadece ‘iyi iş’ten değil, kötünün ve art niyetlerin en kolay hakim olduğu mecrada, yani ‘haberlerde’ nasıl iyiden ve doğrudan yana olunabilineceğini gösteriyor.

Hatta eleştiriyi de oradan almış. Ama dizi saf bir iyilik barındırıyor, eleştirenler değil. Bazen biraz fazla holivut filmine dönmüyor mu? Kesinlikle. Bunun, anlatılanı bastırdığı da oluyor bazen. Ama popüler bir diziden daha fazlasını beklemek haksızlık. Birçok zaman diyaloglar öyle bir zeka barındırıyor ki afallayarak izliyorsun. Üstüne, karakterleri benimsiyorsun, son yılların tarihi olaylarına içeriden bir yerden bakıyorsun, habercilerin üzerinde baskı kuran erk sahiplerine karşı heyecanla taraf tutuyorsun ve üst düzeyden politik tartışmalara şahit oluyorsun. Tam bir seyir zevki.

Bizim habercilerimizle olan farkları, sadece güçlüye karşı dik durmaları değil, haber yapmayı bilmeleri ve habercilik ilkelerine olan bağlılıkları. Bunlarını öğrenmek de bazen o zevkin parçası. En basiti: bir haberi iki farklı güvenilir kaynaktan doğrulatmadan verme.

the newroom-1-2

Dizideki özellikle iki fikir beni damardan yakalıyor: hala iyi işler yaparak hayatı iyileştirme fikri, ve ülkece aynı şeyi izleyip aynı şeyden etkilenme ortaklığı fikri. İkisi de artık hızlıca nostaljiye kayan fikirler.

Bana batan tek tarafsa karakterlerin basitliği. Koskoca yapımcılar filan ama iş ilişkilere gelince hepsi fazlasıyla şapşallaşıyor. Onları bize benimsetmenin yolu herhalde bu. Ekon doktoralı güzel kız, karşı cinsle ilgili tek şey bilmiyor. Veya iki yakışıklı ve usta (kirlenmiş bir kelime) yapımcı olmayacak bir kızı seviyor.

Böylece, izlemeye başlamanız için gereken şeylerin çoğunu da söylemiş oldum. Çarş. ve Cmt. 22, Pz. 19’da.

the-newsroom

Bu hafta Newsroom bittiğinde Network filminin tanıtımı girdi. Network, tv haberleri ile ilgili yapılmış açık ara en iyi film. Newsroom’la organik bağları da var. Haber stüdyosunda çalışanların dağılımı ve sunucunun idealizmi mesela. Veya Newsroom’daki Jane Fonda’nın pelikül kardeşi Faye Dunaway’in varlığı. Ama asıl benzerlik filmin mirasında olmalı. İzleyenler her bölümde anacaktır filmi. Zaten bir yorum, Newsroom için Blackberry’si olan Network demiş.

Network Cuma (20 eyl) 22’de.

network2

network -howardbeale1976

Bu arada, tv haberleri ve anchor demişken bizim özel televizyonlarla doğan 20 filan yıllık anchor’lık tarihimizde 4 önemli anchor çıkardık: Uğur Dündar, Ali Kırca, Birand, Can Dündar. Hani diyorum, hayattaki 3’ünü yakınlarda gören haber versin de yaşadıklarından endişe etmeyelim.

Reklamlar

3 yorum

  1. newsroom’u yeni seyretmeye başladım. bir oturuşta 10-15 bölümü seyredesim var. sevdim ama yine de bir şeyler eksik gibi. mackenzie ne tatlı kadın. erkek olsam sevgilim öyle bir kadın olsun isterdim 🙂


  2. hah, yazının tek yazmadığım kısmını buldun:) ben o kadına yıllardır bayılırım. şu filmde vardı, bak: https://thesaint.wordpress.com/2006/10/20/dear-frankie/
    o konuşma tarzı -tam britiş- nasıl kültür ve terbiye dolu. küfretse kötü birşey söylemiş gibi gelmez insana.
    sanki çok seyrettim daha önce.
    match point’te adamın scarlett johansson’la aldattığı zengin ve aristokrat kızdı da onun yanında scarlett’i nasıl seçer demiştim.
    notting hill’de ve elizabeth’te varmış ama ikisinde de hatırlamıyorum.

    kuzeyde bir yerde’ki kıza da çok benziyor, di mi? onun ingiliz versiyonu. ki ona da bayılırdım.


  3. konuşma tarzı çok tatlı. seviyorum britiş britiş konuşanları. bir de mackenzie karakteri böyle iyi kalpli, anaç, esprili, başarılı, zeki falan ya…dear frankie’yi gidip okudum, seyredeyim ilk fırsatta.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s