h1

Sembollerle yaşayanlar, kutsallarla ölenler

28 Şubat, 2015

Tarihin Arka Odası’nın eski zamanları, bir şekilde domuzlara gelmişti konu. Pelin Batu “bir dükkanın vitrininde küçük şirin bir domuzcuk biblosu var diye insanlar girmiyormuş, tepki gösteriyorlarmış” demişti. Erhan Afyoncu da “ben de girmem, önünden bile geçmem, mendebur hayvan” demişti. Resmen iğrenmişti adam. Doçentti o zaman, sonra prof oldu sanırım.

Tüm bir dini birkaç sembolle, kutsalla tanımlıyoruz. Onlar da hep yasak, dokunulmaz şeyler. Siyasetimiz de aynı. Hatta bizim için en önemli konular hep böyle.

Bunları Gezi günlerinde farketmiştim. O günlerin en ünlü ve gereğinden çok fazla konuşulan 2 olayıyla. İkisine de velev ki şeklinde yaklaştım. Velev ki biri camide bira içmiş, so what? (‘velev ki’ ve ‘so what’ aynı ifadenin 2 dilde karşılığına benziyor, ama ‘velev ki’de fazladan bir varsayım var. Tam olarak da bir kalıbın 2 parçası: velev ki şu, so what.)

Böyle bir suç mu var mesela ceza kanununda, camide içki içmek diye? ‘Kutsal mekanlara saygısızlık’ diye birşey geçiyordur herhalde, o da muhtemelen para cezası veya çevrilebilir birşeydir. O kadar tartışılan, “şu resimdeki bir bira kutusu”, “hayır, kola” diye incelenen böye bir suçtu yani.

Ki çok olası gelmişti bana. Polis saldırıları arasında boşluklar oluyordu. Her yer de büfe dolu. Nasıl kola alan olduysa bira alan da olmuş olabilirdi. Sonra elindeyken polis saldırmıştır. Koşarak kaçarken dökmemeyi nasıl başarmıştır bilmiyorum.

Orada yaralılar varken bunun tartışılıyor olmasındaki mantık noksanlığı çok zorladı beni. Kendim gibi bakan kimseleri de göremedim. Birileri önceden planlayarak bir camiye gidip içki içse mesela, bundan somut olarak kim zarar görür? Ki kimse “birazdan polis bizi camiye sürer, orada içeriz” de dememiştir zaten.

Bir tek, o günlerde tanıdığım  Dücane Cündioğlu bir kanalda “camiyi sığınılacak bir mekan olurup girmelerine sevinmemiz gerek, ayakkabıyla girmişlerse ne olacak ki, temizletilir” demişti.

Diğer olayı star gazetesinin sayfasında, Elif Çakır’ın yazısında okumuştum. Altındaki yorumlarda bir kız “yalan söylemediği ne malum” demişti. Altında ona yönelik 200-300 civarı küfür ve tehdit vardı. O hissi yaşamışsanız bilirsiniz, yoksa anlatması çok zor. Şok olmuştum. Buydu bizim ülkemiz. Mesela, Sivas bir istisna değildi. O kız ve o 200-300 kişi bir kasabada biraraya gelse yine aynısı yaşanırdı.

O olayda velev ki demek zordu, ama o gün cevap verebildiğim kadar kişiye “velev ki gerçek, o kadar kafa travması geçirenlerin canı yok mu” tarzı şeyler yazdım. Ama o olayla beraber tüm ülkece öğrenmiş olmamız gereken birşeydi bu: onlar bizi kendilerinden görmüyordu. Onlar için değerli canlar ve değersiz canlar vardı, ve bu o ümmetin parçası olup olmamakla, hatta nihai hedefe hizmetle alakalıydı. Bunu hala anlayamamış insanlar gördükçe şaşırıyorum.

O olaya hiç yalancı birini tanımamış gibi yaklaştı insanlar: İlkokulda koşarak çıkarken takılır, düşersin, pantolon sökülür. Annen koşma dediği için evde hikaye, o kötü, şişman çocuk seni itmiş, merdivenlerden yuvarlanmış, 5 takla atmış olur. Acınmak-mağduriyet hem sana ilgi getirir hem doğru senaryo ile sevmediğin kişilerin damgalanmasını sağlarsın.

Başından beri böyle düşündüm ben. Kabataş’ta kocasını bekleyen kadın birkaç kişiyle tartışır. Gördüğü tavrı, veremediği cevabı yediremez. Zaten gezicilere sinirlenmektedir. Gerisi acting. Ben bir süre sonra anlattığı şeye bir parça olsun inandığına, yani yaşadığına da eminim. Her toplumda %5 civarı borderline insan var. Doktor raporu almak için 5 gün sonra kendisini morartmış birinden bahsediyoruz.

Benim gibi düşünenlere saf-salak deniyor ama hepsi tamamen önceden planlı olsa basit bir kayıt alacak kadar bir sahne sergilenirdi. Birilerinin başörtülü bir kadını ittirip düşürdüğünün görülmesi yeterdi, o anda kesilirdi mesela görüntüler.

Bu tabi ki Tayyyyip’in ve bilindik gazetecilerin kandırıldığı, masum olduğu anlamında değil. Toplumu bölmek ciddi bir suç. Zaten Kabataş’ta bir insanın bir diğerinin üzerine işeyebileceğine inanmak için gerzek olmak gerek.

Bu konudaki tartışma programlarını izlemek de son derece sinir bozuyor. Çünkü kimse “görüntüleri gördük, hiçbir şey olmamış, üstelik etrafta güvenlik görevlileri var. Bakın bunlar da hala konuşamayan Lobna Al-Lamii, kafatasının bir kısmı alınan Mustafa Ali Tonbul ve polisin kör edip ateşe atıp öldü diye bıraktığı Hakan Yaman” diyemiyor. Herkes herşeyi biliyormuş gibi davranılıyor, insanları bilgilendirmeyi, fikirlerini değiştirmeyi kimse akıl edemiyor.

Örnekler bizle sınırlı değil. 2014 yazında da “Mescid-i Aksa’ya postallarıyla girdiler” diyordu Tayyyyip. Hep bir taraf sadece kutsal-temiz-dokunulmamış-iyilik dolu-cennetten bir parça, diğer tarafsa tamamen alkolik-serseri-salyalı-ateist-pis-cehennemden düşmüş. Bu dinci bakışta açık bir kişilik bozukluğu var. Senin o bozukluğa eğilimli olmana gerek yok, çevrenden gelen dinci telkinler seni öyle yapar.

Griyi anlatmak zor tabi. Beyin kolayı seçiyor, iki uçtan birine gönder beni diyor. Semboller buna aracı, hatta ‘iyi-temiz’ ve ‘kötü-çirkin’in programlanmış karşılıkları. Algıda başörtüsü belli bir değeri alıyor, Yahudi veya içki de öyle.

Çıldırtıcı örnekler her yerde olduğu gibi burada da gereğinden fazla yer kaplıyor; ama benzeri bir sembolcülük dinciler dışında da mevcut tabi. Atatürk figürü, Anıtkabir, milli marş. Yine özün önüne geçen öğeler. Ama bir din kadar provoke edici olamıyorlar. O yüzden Atatürk’e hakaret bir şiddet doğurmuyor, ama Danimarka’da veya Fransa’da yayınlanan ve normalde hiç görmeyecekleri, hatta hayatlarının çok uzağından geçecek bir karikatürden sonra onlarca kişi ölüyor.

Bunlara karşı bence tüm sembolik suçları kaldırarak başlamalı. Hiçbir kimseye, hiçbir şeye hakaret suç olmamalı. Nasılsa ediliyor. Hebdo sırasında birisine “siz de alınmayıverin” yazmıştım da ne sığ bir bakış demişti. Yoo, bu kadar basit.

Şunla bitireyim: 2013 Haziran’ın sonlarıydı. Alsancak’ta, Gündoğdu’da anıtın önünde oturan hardcore bir Atatürkçü grup vardı. Orta yaşlı bir adam ve birkaç genç orada oturma nöbeti tutuyordu. Oradan geçerken kendiliğinden oluşan bir foruma denk geldim. Heyecan üst düzeydeydi. Kemalist vurgunun fazlalığını görünce ben de söz alıp “kimseyi ayırma hakkımız yok, Mustafa Kemal’in askerleri de gelsin, Mustafa Keser’in askerleri de, kimsenin askerleri olmayanlar da” dedim. Orta yaşını geçmiş bir adam çok bozuldu. Askerliğini Mustafa Keser’le beraber yapmış, severmiş, iyi adammış ama Mustafa Kemal’le karşılaştırmak, haşa yani. Birkaç genç anlatmaya çalıştı, bu bir slogan diye, ama o diretti.

Bu arada benim vapura yetişmem gerekiyordu. Başka bir forumda tanıştığım odtü’lü bir oğlanla oralarda karşılaşmıştım. O, Kemalist grubu sevmeyip çay içmeye gitmişti, bense tersine ortamın sahiciliğini sevmiştim, vapur için sözleşmiştik. Ben kaçar gibi ayrılmamak için kalabildiğim kadar kaldım. Sonra koşa koşa zar zor vapura yetiştim. O bisikletliydi. Ortalarda bir bisiklet göremeyince ön tarafa geldim. Vapur iskeleden ayrıldı, o iskelenin önüne doğru geldi. Uzaktan selamlaştık. Bir daha da rastlamadım.

Reklamlar

6 yorum

  1. http://www.imdb.com/title/tt1442519/?ref_=fn_al_tt_1

    dün akşam bu filmi izledim. biter bitmez aklıma sen geldin. japon komşu sen olabilir misin acaba? 🙂 adı da çok güzel: Kakuro Ozu


  2. biraz fazla mı ara oldu yazılarda? iyi misin?


  3. simon pabucu yarım çık dışarı oynayalım. stop. simon ses ver. stop. simon buraya yumruk havaya. stop. yaz bir şeyler…


  4. özür dilerim. pek de haklısınız.
    bayağı sağlıksız, zamanın hiç kontrolümde olmadığı garip günler, haftalar. kafamda yazıyorum hep.


  5. sağlıkla ilgili bir problem mi yoksa başka şeyler mi? iyi ol lütfen. her şey yoluna girer umarım, sıkıca kucaklıyorum:)


  6. umarım her şey artık yolundadır ya da yoluna hemen girer.
    İyi haberlerini bekliyoruz.
    sevgiler.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s