h1

Dağlandık

29 Aralık, 2015

Bunları yazmak birkaç haftadır aklımda (asıl işe yarayacak app, akıldakini yazıya döken olacak), ve 3-4 hafta önce yazsam daha kolay karşılık bulacaktı. Ama işin bir kısmı da unutmak olduğuna göre böylesi belki daha anlamlı.

Yaklaşık 10 Ekim – 10 Aralık arası benim bu ülkede gördüğüm en korkunç devirlerdendi. Anlatmaya gerek yok, kısaca listelemek yeter.

Ankara katliamı, Sivas’tan beri bu ülkede insanın yaptığı en korkunç eylemdi. Üstelik, toplumun büyük kesimi üzerine alınmadı.

Seçimde ülkeyi savaşa sürüklemenin karşılığı gelir sandık, tersi oldu. Bir yönden bakınca 49.5’un sadece 7’si akp’ye vermese bunu normal karşılayacaktık. Oysa aslında akp için %15’ten fazlası hiç normal değil.

Üzerine Paris. Abimler oradaydı o sırada. O maçı izliyordum, Fr-Alm. Spiker söyledikten bir mesaj gelene dek birkaç saat cidden merak ettim.

Can Dündar. Ülkenin aktif gazeteciler içinde en kariyerlisi, takipçi sayısına bakılırsa en ünlüsü. Akp tarihi bir “çok tepki olur, yavaş gidelim”le umursamaz, sert çıkışların içiçe geçmiş hali. O sert çıkışlar genelde bir süre sonra normalleşiyor. (Uçlardan normale yaklaşıyor demek istemiştim, ama bazen de halk tarafından normal görülmeye başlanıyor.) 

Dilek Doğan, Tahir Elçi. Pisi pisine çok acı ölümler. Polise istediği gibi ateş etme özgürlüğü verirsen, her haltını kapatırsan sonucu cinayettir. 

D.bakır, Cizre, Şırnak’ta sürekli yaşanan şiddet, halk üzerindeki terör. “Hani biz kardeştik” demesinler de ne desinler.

Bir de gereksiz Rusya gerilimi. Durmak bilmeyen gerilim. Korku filmlerinde bile korkulu sahneler arası boşluklar bırakırlar ki bir sonrakinde daha rahat korkasın.

Aşağıdaki 2 postta anlattığım, benim kendi yaşadıklarım da bunlara eklendi. Travma üstüne travma oldu.

Bu olayların bazılarını da herkes gibi yaşamadım. Ankara katliamından sonra chp’ye çok kızdım mesela. Öyle bir zamanda Davut’la görüşünce söylenmesi gereken, dijitürk’ten çıkarılan cemaat kanallarını veya Ethem Sancak soruşturmasını sormak değil, NE BU REZALET demekti. İnsan yakasına yapışmamak için zor tutar kendisini. Oysa chp’nin yaptığı, seçim hükümetinin dışarıdan gelen, olayla ilişkisi de, yetkisi de sınırlı 2 bakanın istifasını istemek oldu. Etseler ne olacaktı? Bu bir güç gösterisi ise, onu da kaybettiler işte. Ben olsam Davut’a istifa etmeniz gerekir derdim. Onu da sonucu açık bırakmaz, etmezseniz şunu yaparız’a bağlardım. Etmezlerdi ama zorda kalmalarını garanti ederdim.

İlk gün “100’ün üstünde kayıp var ve bunu haber değerini kaybettiğinde açıklayacaklar” demiştim ben. Klasik taktikleri çünkü. Ama kimse dert etmedi bunu. Kayıp sayısı anca Davut’un günlük konuşmalarında güncellendi ve biri hariç hep birkaç birkaç arttı, isimleri açıklanmadan. Kimse bilgilendirilmeyi talep etmiyordu sanki.

“Işid-pkk-ypg-dhkp-c beraber yaptı” yalanı ve bu yalanın başarıya ulaşması aklımı zorladı. Aptal yerine konduk ve bunu geri çevirmediğimize göre aptalız.

Tahir Elçi olayını da mizansen olarak göremedim. Hangi anda hangi noktada olacağını bilemezlerdi. Onu koruyan biri olabilirdi. Yere veya duvar dibine çekilebilirdi. Oysa orada kontrolsüz ateş edip duran 4-5 polis var. O kadar salaklar ki 1 metre önlerinden geçen adamın önüne fırlasalar veya onu bırak, çelme taksalar yetecek. ‘Çekiçle yaşayan her sorunu çivi görür’e benzeyen bir rezalet.

Planlanmış olmaması, durumu hafifletmiyor. İnsan canına verdikleri önem net -ki bu koşan, ateş ederken kim olduğunu bilemeyecekleri tipleri de kapsıyor. Vuran polis ve açıklayamayacaklar demiştim ilk gün. Cana önem verseler kim olduğunu hepimiz biliyor olurduk.

Bu kadarcık listelemesi bile fenalık veriyor. Oysa çok çabuk, her olayda daha da aceleyle üzerinden geçiyoruz. Bir sonraki gündemi arıyoruz, buluyoruz ve sonra olmamış gibi. Hiçbir acı böyle yaşanmaz.

Sevdiğinle edilen kavga sonrasında en nefret ettiğim şey, bir sonraki görüşmede hiçbir şey olmamış gibi davranılması. Sarıl, özür dile, şunda ben hatalıydım, ama şunda sen de, veya tartış. Ama hiç yaşanmamış gibi yapma. O zaman bir sonraki olayı garantiliyorsun.

Bir Sicilya gezi-yemek programında, mafyaya karşı savaşan ünlü savcı Falcone’nin Palermo’ya evine eşiyle kısa tatile geldiğinde arabasıyla geçeceği otoyolun patlatılmasını anlatıyordu. Uzun uzun planlıyor, denemeler yapıyorlar ve çok kuvvetli bir patlayıcı kullanıyorlar. “There was a big hole. It was a hole in the heart of the nation” diyor İtalyan şef. Oradan geçerken hala arabalar kornalarını çalıyor. (Okuması, duymak gibi olmuyor. O kısmı kesip bir yere yükleyeyim en iyisi.)

Anlatabiliyor muyum? Böylece biz ne bir acıyı yaşayabiliyoruz, ne birbirimize destek olmuş, ne de bir sonraki eyleme karşı sağlam bir tavır göstermiş oluyoruz. “Aman, hala mı” bir görüş değil, korkaklık. Oysa, olayları bizzat yaşayanlar, kendilerine en iyi gelen şeyin anma etkinlikleri olduğunu söylüyor.

Bundan sonra muhtemelen bir süre daha sakin geçecek. Sürdürülebilir bir hal değil zaten bu. Ama bu birşeyleri düzeltmiyor.

Reklamlar

2 yorum

  1. Görmezden gelince yaşanmamış oluyor sanki. Böyle bir kandırmacayı benimsemiş yaşayıp duruyoruz, koca ülke…
    Geçmiş gitmiş olsun, akıl olsun, iyilik olsun bundan böyle.
    Sana da geçmiş olsun Simon.
    Sevgiler.


  2. iyi yıllar simon.
    sipariş verebilir miyim.şöyle geçmişte ki anılarından, fantastik bir gelecekten bahsetsene bize…;)



Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s