h1

Körolası Hippiler

24 Şubat, 2017

Demin Kavak Yelleri’nin en eski bölümlerinden birinde Efe, anne-babasının zoruyla bindiği otobüsle Urla’ya dönmemek için mola verdikleri Susurluk’ta onlara çaktırmadan İst otobüsüne biniyor, farkedilip atılınca da otostop yapıyordu. Midilli taşıyan bir kamyona biniyordu. Ben de ne zamandır anlatacağım kendi otostop hikayemi hatırladım.

3 yıl kadar önce bir akraba düğünü için gittiğim Fethiye-Kaş yolculuğunu 1 yıl kadar önce tekrarladım. Resmi işler de vardı yapacak, en azından bahane. Sezon tamamen bittikten 1-2 ay sonra kalktım, yola çıktım. Yolun bir kısmı, galiba Köyceğiz’e doğru fena yağmurluydu, hava da kararmıştı, resmen önümü zor gördüm. Sanki silecekler bile yetmiyordu, görüş mesafesi çok azdı. Koltuktan öne gelip iyi görmeye çalışıyordum. Bir yandan bölünmemiş yol ve yavaş da gidemiyorsun. Aslında direk Kaş’a gidecektim, ama o 15-20 dk.da öyle gerildim ki bir de Kalkan-Kaş arası zor olur diye o gün Fethiye’de kalayım dedim. Zaten o süper virajlı yol bana her zaman zor, karanlıkta ve yağmurlu havada imkansıza yakın, o haldeyse tam imkansız.

Fethiye’ye girmek üzereyken otostop çeken birkaç öğrenci gördüm. Sanırım 2 kız, 1 oğlan. Zamanında az otostop yapmadım. Artık topluma geri vermenin zamanı olmalı. Şimdiye dek aldığım otostopçu sıfıra yakın. Bir keresinde Burhaniye’ye giderken bir benzinlikte bir köylü amca gelip beni şurada bırakır mısın demişti. Ama o pek otostop ritüeline uygun bir durum değildi.

Gördüğümde 80-90’la gidiyordum, biraz ileriden döndüm. Dönüp geldiğimde en fazla 1 dk. içinde gitmişlerdi. Dişi gören şoförlerimiz.

Neyse, o gece Fethiye. Bir gün sonra, tek geceliğine Kaş. Önceki gidişime göre bayağı vasat geçti. Birşeyi tekrarlamak pek iyi fikir değil. En azından yapmadığın şeyleri yapmalı. Soğuk ve yağmur geliyordu, daha kalmadan döndüm.

Dönüşte Dalaman ayrımını geçer geçmez otostop yapan birini gördüm. Hafif toplu, saçları ensesinde uzun bir genç erkek turiste benziyordu. Kadın da olabilirdi ama emin olamadım. Çok hızlanılan bir yerde duruyordu (çok yanlış), ileriden döneyim dedim. Dönecek yer bulmak için bayağı da gittim. Sonra da kavşaktan döndüm. Yanına gelince yolda değil, onun sağındaki girintide durayım dedim. O sırada yolda da başka araba durdu. Sadece bundan bile kadın olduğu belli oldu. 2 araba durunca ne yapacağını bilemedi. Ben önce ona bakın dedim. Zaten yan koltukta da arkada da birsürü şey vardı. Ben onları toplarken döndü. O arabanın gittiği yer uymamış, zaten o arabanın o civardan olduğu belliydi. Ben İzmir’e gidiyorum dedim. Ben de dedi. İyi dedim. 2 büyük çantası vardı. Arka koltukta yer açtım. Bindi. Memnun oldum başta.

Aslında Çanakkale’ye gidiyormuş. Ama İzmir’den sonrası kolaymış. Hani çok erkeksi kadınlar vardır ya, hatta kesin emin olamazsınız, tam öyle biriydi. Bodrum’dan geliyormuş. Orada, sanat kampı gibi birşey yapmayı planlayan bir adamın çiftliğinde çalışıp kalıyormuş. Ama sonra anlaşmazlıklar çıkmış. Adam beraber yapacağız deyip kararları kendisi mi alıyormuş, öyle birşey (o yer adamın olduğu için olabilir mi acaba). Ben de bildiğim benzeri sanat kampı tarzı yerlerden bahsettim. Yıllar önce birine gidip süper eğlenmiştim (tabi ki burada da bahsetmiştim). O sırada tamamen onun açısından bakıyordum, hak veriyordum.

O adamdan bahsederken “Benden yararlanmaya kalktı” gibi birşey de dedi. Kelimenin hangi anlamıyla dediği net değildi, ama sanki daha büyük anlamına kaçıyordu. Ben de öyle bahislerden hiç hoşlanmam. Ben tanıdığı biri değilim sonuçta. Sonra arkadaşını aramaya başladı. Çanakkale’de yanına gideceği arkadaşı. Arkadaşı da açmıyordu. O sırada anladım ki arkadaşının onun gideceğinden haberi yok. İyi.

Amacı, yaşanmayan, terkedilmiş bir köy bulup birkaç kişi orayı değerlendirmekmiş. Büyük şehirden kaçanların gidip kalabileceği bir köy yaratmak. Öyle bir haber görmüştüm o aralar, Bursa civarındaydı sanırım, ondan bahsettim. Bir yandan da millet niye evini, arsasını sizin kullanmanıza versin diye düşünüyorum. Bu sırada arkadaşı ile konuştu sonunda. Arkadaşı da onun yanına kalmaya gideceğini öğrenmiş oldu. Ama o da Çanakkale’de değil, Dikili civarında bir yerlerdeymiş. Yola çık, ben geliyorum, beni bekle dedi, ama nereden baksan onun oraya gitmesi 4-5 saat. Plan sıfır.

Olmazsa İzmir’de kalacağından bahsetti. Ben de airbnb’ye filan bakmasını söyledim. Ama o fazla geldi tabi. Telefonundan birşeyler bakıyordu sürekli. Öğretmen evi aklına geldi. Karşıyaka’da var mı dedi. Var sanırım ama bilmiyorum. Numarasını bulup arayıp sorun isterseniz dedim. Aramadı, onun için fazla mantıklı-planlı oldu sanırım bu fikir. 

Durmayacak mıyız dedi. Düşünmüyorum dedim. İstediğimden geç çıkmıştım. Karanlık olmadan ve yağmur gelmeden Aydın’da otobana girmiş olmak istiyordum. Bir de önceki gece çok güzel bir trança yemiştim. Büyük olduğundan ve annem balık çok sevdiğinden ve burada iyi balık pek kolay bulunmadığından çoğunu iki dilim ekmeğin içine atmıştım. Ona yemeğe yetiştirmek istiyordum. Zaten çok uzun bir yol değil. Bindiği yerden itibaren 3.5 saati bulmaz herhalde. Biraz sonra tekrar sorunca tamam dedim. Bir mola yeri görür görmez durdum. Çay içer misin dedi. Yok, teşekkür ederim dedim. Ben araba civarı dolanırken o oturup çay ve sigara içti. Kalkınca motoru çalıştırdım. Tuvalete gitti. OK.

Yarım saat olmadı, otobana girmeden benzin alayım dedim. Aceleyle durup az alıp çabucak ödedim. Tam yola dönecekken birşey demeden gitti. Bekle. Bekle. Bekle. Çantalarını bırakıp fırlayıp gitmek o kadar içimden geldi ki anlatamam. Direndim. Sonra tuvaletten çıkıp geldi. Düşünüyorum, sonuçta ona toplamda bir kötülük değil, iyilik yapmış olurdum. Somut olarak tabi. Duygusal olarak pek hoş olmazdı. Ama iyi ve tipik bir film sahnesi olurdu. Lastik ani kalkışta önce kendi etrafında hızlanır.

Birsüre sonra konuşmamız sıfıra indi. Zaman kaybetmeme isteğimi söylemişken uzun uzun bekleyince tamamen dönmüştüm. Onun üstüne, hava kararırken görüş açında bir ışığın olması da cidden rahatsız edici. Tepe lambasını açmak gibi birşey. Otobana girerken küçük bir tehlike atlattık. Otoban ayrım işaretinden sonra önümdeki araba emniyet şeridine girdi. Ben de herhalde biliyor, emniyet şeridi sağa doğru dönecek diye peşinden gittim. Ve otobana dönmek için yavaşlamayayım, arkadakileri bekletmeyeyim diye. Ama önümdeki araba sağa doğru bir yola girdi, hemen sonra da emniyet şeridi bitti. Ani sol yapmam gerekti, neyse birşey olmadı. Ama bu ani hareket yanımdakinin istifini hiç bozmadı, telefonuyla oynamaya devam etti.

Otoban genelde sessiz geçti. Akşam olmuştu. Çanakkale’ye doğru gitmekten doğal olarak vazgeçti. Otoban Karşıyaka’nın ilerisinde bitiyor. Ben de eve o yönden gidiyorum. Ona da söyledim. Karşıyaka’ya girmeyeceğimi ama bırakacağım yerin yakın olduğunu, bir otobüsle merkez kısa sürede gidebileceğini. Memnun olmadı. Onu 300 km.den fazla getirdim ve sonuçta memnun edemedim.

Önü de otobüs durağı olan bir benzinlikte durdum. Çantasını verdim. İşine yarayacak birşey duyarsam nasıl haber vereyim diye sordum. Bunu sorsam mı emin değildim. Olur ya, birşey duyup da “ah, bunu haber verebilseydim keşke” deme ihtimaline karşı sordum. Feysten yazabilirmişim. Nuran (Nurdan?) Redstone’muş orada ismi. Kızıltaş’tan. Öncesindeki memnuniyetsizliğine göre iyi ayrıldık. Ama çok şükranlı değil tabi.

İstediğimden 1-2 saat geç girdim eve. Annem de öncesine bekle dediğim için o saate dek yememiş filan. Böyle şeyler sonra önemsiz görünüyor gerçi.

Severek takip ettiğim birinin profilinde “god damn hippies” yazar. Şaşırtıcı gelirdi bana. Düşününce biraz  anlardım tabi: asalaktırlar, sorumsuzdurlar filan. Ama sonuçta hoş yaratıklardır diye gelirdi bana. Yaşayınca tam anladım.

Reklamlar

2 yorum

  1. Yazılarını çok özlemişim ,sanki arka koltukta ben oturuyordum.Uzun zamandır saygısız ve özensiz insanlar o kadar öfkelendiriyor ki beni.Dörtlüleri yaktınız mı her yer park yeri,sinyali yak istediğin gibi dön,bağırarak konuş herkes sizi dinlesin,herkesten çok senin işin ve acelen var gibi…Hıppilik felsefesindeki rahatlık ve boşvermişliğin saygısızlıkla karışması sanırım senide öfkelendiren…Acaba sana siz yerine sen diye hitabımda saygısızlık mı :/


  2. yorum işini unutmuşum, hatırlamam gerek.
    beni sinir eden, kendisi hiçbir şeye katkıda bulunmayıp varolan herşeyi hak görenler. verileni takdir etmemek de bunun parçası. mesela, otostopun raconu, şoför ne derse odur; arabayı sn bekletmek olmaz, filan.
    sen is good.



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s