Archive for the ‘son posta’ Category

h1

Ülkemden nefret edilecekse ben ederim, sen karışma!

6 Şubat, 2013

Sarai Sierra konusunu Amerika’daki bir arkadaşım yazınca öğrendim geçen hafta. “Burada tabi ki çok konu oldu medyada, CNN’deki yorumlarda orada yaşadıklarını anlatan bir kadını hemen Türk düşmanı ilan etmişler; ben bir vatan haini olarak çevremdekileri bilgilendiriyorum TR hakkında” diyordu.

Birkaç gün sonra herhalde tahmin edilebilecek son gerçekleşti. Ondan sonra merak edip ilgili haberleri okudum, çeşitli yerlerden. Öğrendikçe üzülmek değil, kahroluyor insan. Buraya gelip öldürülen isimsiz kadın, işin içine girdikçe iki çocuğu olan, hayat dolu, muhtemelen maceracı bir ruhla İstanbul’a gelen birine dönüşüyor. Beraber geleceği arkadaşı son anda iptal ediyor filan. İstanbul’da -sanırım- Tarlabaşı’nda bir pansiyonda kalıyor. Oradan 2-3 günlüğüne Amsterdam ve Münih’e gidip geliyor (bundan sonuçlara varmış birçok kişi ama sadece saçma planlanmış bir tatil de olabilir).

Neyse, sonra CNN’deki haberin yorumlarını okumaya başladım. Ve saatlerce başından kalkamadım. Binlerce yorum vardı ve birçoğundaki cehalet, yabancı ve İslam düşmanlığı, cahil olduğunu bilmeyip bir de o cehaletle mantık yürütenler tam anlamıyla hipnotize etti beni. Bende de çok zararlı bir huy var. Mantıksızlığa gelemiyorum.

Arkadaşım yazdığı anda ülkedeki kabalıktan nefret ettiğimi; bu kabalığın sadece inceliğin yokluğu anlamında estetik birşey değil, daha temelde, birarada yaşama kafasına sahip olmayan bencil yaratıklar olduğumuz anlamına geldiğini düşünüyordum. Hergün dışarıda veya haberlerde gördüğünüz birçok şeyi bunla ilişkilendirebilirsiniz. Trafikte yaşadığımız günlük sıkıntıları da bazı durumlarda neredeyse canınıza kastedecek salaklıkları da. Yolda giderken hiç olmadık bir şeye sinir olup neredeyse sizi öldürecek bir hareket yapan kafa, batılı yalnız bir kadını da ne yazık ki öldürür.

Böyle düşünüyor muyum? Düşünüyorum. Dışarıdan yabancı bir arkadaşım, bir genç kadın ülkeye yalnız gelecek olsa karanlıkta kalabalık yerlerin dışına çıkma, taksilere duraktan bin, der miyim? Derim.
Bunlar böyleyken şu yorumlar insanın kendi tepkisinin çok çok önüne geçiyor. Nefretinizi toplayan ülkeyi savunur buluyorsunuz. Eklemem gerekir ki Türkiye’yi savunan ya da doğru anlatan çok sayıda Amerikalı da var. Ama eşit bile olsalar salakların, ya da daha doğrusu salak-kibirli-alaycı-ırkçıların doğru anlatanlar kadar olması da yeterince sinir bozucu zaten.

Sadece bir çeşni. Bir yorumun ara vermeden altında olanlar ona cevap:

– A goat has more rights than a woman in Turkey.
– And better looking.

– Anyone traveling to Turkey for vacation is a fool.
– Some people have more desire to see outside the confines of the US. Her chances of getting murdered here are probably higher than in Turkey. Think outside the box for once in your life.

– she was too pretty to be an arab, they spotted her a mile away.

– Another arrogant, self centered New Yorker gone. Boo Hoo. At some point you people may realize that, in spite of your narcissism, the world is not looking out for you. Go to a third world country, accept the consequences.

– Don’t go on vacation in dirthole parts of the world-it’s never worth it.

– the movie midnight express should be required for all people 18 and up before they leave the USA

– Turkey, in my humble opinion, is not a great place for female travelers, esp a solo one. It’s technically located on both Asia and Europe, but culturally its definitely far more Middle Eastern than European. I was there several years ago, traveling with another female friend, both in our early 30s at the time. Every single person we met, from the waiters to the bus boys to the cab drivers and shop keepers to random people walking by you in the street everywhere, either wanted to date us, or be our travel agent, or help us buy rugs, i mean, we were approached nonstop every single day. It felt like constant harassment – i hated it. I have travelled to some 30+ countries, many of them as a solo female traveller, and never been in such situations before, where locals in the service industry are consistently so aggressive with foreigners.

– I lived in Istanbul for two years as a single woman, and, for the most part, was cared for and protected by the people around me. Bad experiences were definitely the exception – no more common than they are in America – and I am saddened to hear that this has happened in such a hospitable place.

– How STOOPID was her husband for letting he go ALONE to a third world nation that worships camels more than human life???????

– Sorry for their loss but I’m sure the Obama administration will send them billions of our tax $ to be more cooperative like the Muslim brother scum!
– This is a story about a missing person. A human life is lost. Although one can discuss the issues of the story and the outcome, to be intentionally sarcastic or flippant is to advertise the very shallowness, apathy and lack of social grace that we should strive to prove doesn’t exist here in the U.S.

– Why do people, especially single women, insist on going to these evil countries that kill foreigners at the drop of a hat?! Why on earth would a husband allow his wife to travel alone to unsafe countries?!
– Where do you live that a man can legally stop his wife from traveling? Saudi Arabia?

– Only on Saturday last week, 5 people were shot and killed with no reason in Chicago. Before flagging a city/country as “unsafe” keep this in mind that it could happen in any part of the world. Bad people are in everywhere.

– Turkey is not a bunch of Islamists running around causing mayhem in the name of their faith. Turkey is fairly modern by Islamic standards, but Turks do have a reputation for property crime (theft, scams, robbery, muggings) throughout Europe.

– This is a tragic story indeed, but you should stay out of the United States, it has a much higher crime rate than Turkey. Go hang out in West Baltimore, I’ll take Istanbul any day of the week. It’s so easy to stereotype other countries based on our prejudice.
– Maybe you should send your wife or female family member to Turkey.

– I hear Syria is nice this time of year too…

– I am an American female who travelled alone to Turkey recently and never encountered any trouble. I rented a car so didn’t have to deal with taxis too much, but when I did, they were always straight up. I just want to counter those who think a female traveling alone in Turkey is stupid. While there are always language barriers, I mostly found Turkish people to be kind and generous. My heart goes out to the family members of this woman… but please don’t blame this on a Western woman traveling alone in a Muslim country.

– I travel in Europe alone and never have any problems. But I would not go to some places and Turkey is one of them, Egypt another. In those countries women are not free to go about the streets unescorted.
– Woman aren’t allowed to be walking alone ? Where do you get your info from ? Turkey is a secular country and majority of women go to night clubs or bars in Istanbul !

Beni sarsan, açık görülen nefret kadar, onun eşdeğeri, yoldaşı alaycılık oldu. Bu kadar trajik bir hikayede bile duyarlı olamayan insanların acıklı görüntüsü. Tartışma nerelerin daha gezilebilir olduğuna, birbirlerine tavsiyeler vermeye ve birisinin Lamborghini arabasıyla övünmesine bile gitmiş. Yukarıdaki bir yorumda birinin (o yorumu yazan kişinin adı Alvin Gentry, o mudur bilmiyorum ama o isimde bir nba koçu var) dediği gibi:
“Özellikle alaycı veya saygısız olmak, Amerika’da olmadığını kanıtlamamız gereken büyük sığlığın, empati eksikliğinin ve sosyal zarafet yoksunluğunun reklamını yapmak gibi.”

h1

Siz yine de Cuma günü şemsiyelerinizi almayı unutmayın

20 Aralık, 2012

İyi ki kainat güzellik yarışmasını 21’inden önceye koymuşlar. Dünya gözüyle bir kez daha dünya güzellerini görebildim.

Yeryüzünde varolan meslekler içinde en iyi yapabileceğim işlerden birinin (inanın inanmayın) güzellik yarışması jüriliği olduğunu düşünmeye başladım. Birkaç yıldır o kadar katılan arasında ilk gözüme batan birkaç kızdan biri kazanıyor. Son 10’da da hep ilk 3-4’ü sırasına dek biliyorum. Bu sefer de çoklukla öyle oldu. Venezüela güzeline bir kez daha kazandırmak istememeleri hariç. Malum, futbolda Almanlar için denir ya (’22 kişi oynar, top bir o tarafa bir bu tarafa gider, Almanlar gider’ [yakında artık İspanyollar için denecek bu, Almanlar da 96’dan birşey kazanmadı]), bu güzellik yarışmalarına 72.5 millet kazanır (buçuk çingeneler içinmiş), Venezüela güzeli kazanır.

Yalnız, şöyle abartılı güzeller de vardı, dereceye giremeyen:

Alina Buchschacher24
isviçreli

Elizabeta Burg10
kırvat

Kazanan Amerikalı kız yarışmada son derece Salma Hayek’e benziyordu. Onun bir gıdım daha güzeli ve yine azcık uzunu (bu yarışmayı kazananlar düşünüldüğünde gayet kısaydı, hatta bakalım hemen, benden de kısaymış: ho-ho, bundan sonra kainat güzelinden daha uzunum diye gezineceğim, böyle bir tişört yaptırayım bari, bu arada Salma Hayek de 1.57 imiş).

Olivia Culpo2

Her zaman ve her yerde mevcut olan çevirmen sorunumuz burada da ortaya çıktı tabi. 2 çevirmen vardı. Sonucun açıklanmasına geldi sıra. 5 kişi kalmıştı, 4th runner up dediler yayında (yani 1.den sonraki 4. kişi: 5., bunu bir çevirmenin bilmemesi çok ayıp), 4. diye çevirdi ilk çevirmen, 3rd runner up – 3. dedi diğer çevirmen, 2nd runner up -2.. 2 kişi kaldı sona. Bekliyorum ki 1st runner up’a da 1. desinler ve cahillikleri yüzlerine vurulsun. Ama direk 1.yi açıkladılar. Aslında diğer kızın, çevirmenlerin sandığı gibi 5. değil, 2. olduğu belli oldu, ona 1.nin yedeği vurgusunu yapıldığı için, ama çevirmenlerin bunu algıladığını sanmıyorum. Cehaletin sırrı öğrenmemek zaten.

___________

şemsiye niçin mi: olur da ta uzaylardan gelip şemsiyenize takılacak denli kibar bir göktaşına denk gelirseniz diye.

[İlla çenesini tutamayacak olan proflarımızdan bu konuda da konuşan olmuş mahalle ağzıyla: kıyamet olmayacağına 10 bin lirasına bahse girermiş. Buna karşı iddiaya girilmez ki. Olasılıklardan dolayı değil. Kazansan da paranı alamazsın. Tam bir kaybet – kaybet durumu.]

h1

Rumuz Goncagül

11 Ekim, 2012

– Yaz boyu kapının yanında güneş kremi durur. Ben hiç sürmem aslında. Daha 3-4 gün önceydi, evden çıkarken gözüme ilişti, canım istedi. Bir gün önce güneş bayağı yakmıştı. Kollarımı bir güzel sıvadım kreme. Sonra vapurda sürekli kolumu yemek istedim. Tam bir deniz-plaj kokusu. Bu yıl da hiç denize girmediğimden pek özledim o kokuyu.

– Daha önce de demiştim, fesybuk’a bir tiyatro festivali için kaydolduğumu. Dolayısıyla oradaki bağlantılarım da genelde İtalyan sokak tiyatrocuları. Biri ki çok sevimli birine benziyor, 2 gün önce oyununun resmini koyup herkesi çağırmış:


[Gerçi resimden de anlaşılıyordur ama: “Ciddi bir kız, yalnız bir adamla tanışmak istiyor, en fazla 70“]

Ben de ‘aynı Rumuz Goncagül’ dedim. Daha doğrusu, “25 yıl önceki bir Türk filmine çok benziyor” dedim. Filmden de Türkan Şoray’ın annesiyle (Altan Karındaş sanırım) bir bankta talihlilerini beklediği bir resmi koyayım istedim. Hatta o sırada Müşfik Kenter, Macit Koper veya Yavuzer Çetinkaya elinde gülle geliyor olsun (onu böyle efsanevi -elit- isimler istemişken o bir sakallıya (Hakan Balamir) varır [Aristokrasiye karşı sosyalizmin zaferi!]).

Ama nerde… Filmle ilgili hiçbir resim olmadığı gibi, fragmanı bile yok. Sadece bir yerde 6-7 parça halinde filmin bütünü var. Ben de o bölümlerden, içinde en benzer sahneler olan birinin linkini verdim. O da “izledim, ama Türkçe. Anlamak isterdim” diye yazmış. Sonra da altyazılı versiyonları sormuş.  Nette yok, ama belki dvd’sini bulurum dedim. O ‘en azından İngilizce altyazılı’ diye ısrar edince de ‘tamam, kesin bulurum’ dedim.

Kısacası, dvd’sini bulabileceğimi bilen biri varsa, ya da fikri olan, ya da Beşiktaş’taki ünlü dvd’cinin önünden geçen-telefonunu bilen (Beşiktaş’ın tam ortasında, Mimar Sinan’ın karşısı bir bina, 2. katta: büyük olasılık yoktur, ama bir yerde varsa onda vardır) ya şimdi konuşsun, ya da hatırlayınca. Olmadı, Sultan’a soracağım ama ayıp olacak. Kadına ilk sözlerim ‘Rumuz Goncagül’ün videosu’ olursa alınır tabi.

– Assange’ın hikayesi, başından geçenler inanılmaz değil mi? U2’nun şarkısını biraz değiştirip gece gündüz stuck in a building, can’t get out of it diyebilir. Şimdi de Gaga onu ziyaret etmiş, habere göre 5 saat yemek yemişler. Ama 5 saat yemek yenmez ki. İşin gerisini bilmem ama müthiş bir ikili olurlar gerçekten. Megaloman psikopatla narsist teşhircinin aşkı. Çocuklarını düşünemiyorum.

h1

“Every educated person is a future enemy.”

3 Mart, 2012

– Haberleri izlerken / okurken gördüklerini mantığı almayan, hatta direk kafayı yiyen tek ben miyim diye endişeleniyorum. Önce Kilis’te, sonra iki şehirde daha okullarda cıva zehirlenmeleri olmuş. Yüzlerce çocuk hastanelik olmuş, haber sırasında 6’sının durumu ağırdı. Çocuklarla konuşuyorlar, cıva şişesi kırıldı, yere döküldü, oynadık filan diyorlar. Aralarında yutanlar da olmuş. Bu haberde bir eksik yok mu? Kimse öğretmeni sormuyor. Direk onla konuşmuyor, ya da o sırada nerdeymiş demiyor, mesela çocuklara dikkatli olun dememiş mi, hakkında birşey yapılacak mıymış… Hayat bu ülkede ne kadar ucuz (ve öğretmenlerimiz de az cahil değil).

Biz de ortaokulda cıvayla oynardık. Sıranın kalem konulsun diye yapılmış dar oluğunda ya da tic tac kutularında (o zaman o şekerlerin farklı bir ismi vardı ama hatırlamıyorum) oynatırdık, dokunurduk bile hafifçe. Bunu niye yaptığımızı da bilmiyorum. Yani, niye okullarda cıva olur ki? Arsenik de oluyor mu mesela? Cıvayı görünce çok şey mi öğrenmiş oluyoruz? Hadi, öğreneceğiz, onu kırılmayacak bir kaba koymak, öğrencilere vermemek çok mu zor?

– Ekranda Galatasaray üniversitesi rektörü vardı. “Bir gsü öğrencisi tutuklanmıştı, rektör bey o konuyu takip ediyor mu?” diye bir soru gelmiş bir izleyiciden. Bu ülkede  işte böyle anlara bayılıyorum. O ana dek tv’de ne olduğunun bile farkında değildim, kulak kesildim. “Tabi, takip ediyoruz, takip ediliyor. O öğrenci endüstri mühendisliği öğrencisi, ben de aynı bölümde öğretim üyesiyim. Babası randevu almış, gelecekmiş. Onu kabul edeceğim, görüşeceğiz.” dedi.

Sonra ben ‘seri dekan katili olmak’tan bahsedince (dekan anahtar kelime, ama tabi ki çeşitli rektörler ve bölüm başkanları da listede) garipsiyorsunuz.

‘Kabul etmek’ ne demek anacım? Daha birinci günden olayın peşinde olmalısın. Sürekli ailesiyle irtibatta olmalısın. En adi suçla bile suçlansa. Bırak rektör olmayı, bölümünün öğrencisi ise yapmak durumundasın. Hatta (bir seçim: ya oğlana bir haksızlık yapıldığını düşünüyorsan ya da ne olursa olsun), savunmasına yardımda bulunmalısın (aynı programda ülkedeki en iyi hukuk bölümünün kendilerinde olduğunu da savunuyordu aynı rektör).

Üniversiteler pek kendini beğenmiş. Ama içlerinde en kendini beğenmiş Galatasaray diye düşünmüştüm bir keresinde, destekledi adam.

Bahsi geçen oğlan 2 yıldan fazladır tutukluymuş, otobüs beklerken poşu taktığı için alınmış, bir gizli tanığın ifadesiylede suçlanmış. Bu da şu an tutuklu öğrencilerin listesi.

– 4+4+4, futbol federasyonunun geçen yıl getirip bu yıl kaldırdığı 6+2+2 kuralına benziyor: 6 yabancı sahada, 2’si kulübede, 2’si tribünde (beşiktaş sürekli yabancı getirip durunca 2’si de evde, 2’si havaalanında gibi şeyler eklenirdi buna) (ayrıca, paragraf başına maddelemek için – koyunca eksi dört diye başlıyormuş gibi oluyor, evet, sonuç 8 ediyor). Bu, akp’nin, tabanından gelen ‘kız çocuklarımızı örtmek istiyoruz‘ talebine uymasından başka birşey değildir.

Şu an 5.-8. sınıf arasındaki yani 10-14 yaş aralığındaki çocukları yeniden kapatarak okula göndermek için bulunan formüldür bu. Bense, o yaştaki çocukları kapatan anne-babaları hapse göndermek gerek şeklindeki naçizane fikrimi koruyor, şu sıralar ısrarla Erbakan cenahından esen rüzgarları da gayet pis buluyorum. Hayatı din tüccarlığıyla geçen, devleti dolandırmaktan hüküm giymiş adamı bugün hiçbir parti paylaşamıyor ya, artık ne günlere kaldık diyorum (ayrıca, aynı davada yine hüküm giymesi beklenen şu anki muhterem cumhurbaşkanımızın dosyası da kayboluvermişti).

– Yine pek muhterem cumhurbaşkanımızın, Tayyyyip’in ve Erbakan’ın üniversiteleri de olmuş artık. Çok geçmez, az sabredin, yakında Tayyyyyip heykelleri de görmeye başlarız. Sonra, bir gün devran döner, o tabelaları, heykelleri indirin demek mo.da olur.

– Nerede geçtiğini hatırlayamadım, iki farklı okulda, teneddüslerde yürüme engelli çocuğunu sırtında bahçeye indirmek, tuvalete götürmek için okul bahçesinde bekleyen iki annenin bahsi veya haberi vardı. Daha engelli çocuklarına düzgün koşullar veremeyen bir ülkenin tablet projeleri peşinde koşacak olması ne korkunç. O tablet projesi ve sonucunda ekrana bakarak yaşayacak bir neslin gelmesi, insanlığın temelinin dinamitlenmesi gibi geliyor bana.

En basitinden, kitap diye birşey tanımayacaklar. Bu, direk olarak okumamak anlamına da gelecek. Hanginiz, ekrandan bir öykü okumaktan hoşlanıyor bilmiyorum -ki nerede kaldı roman. Ekranla içiçe oldukça görüntü her zaman yazıya baskın çıkacaktır.

______________

İşte tek tek her böyle haberde, düşüncede yalnız hissediyorum. Bu histen de çok yoruldum.

h1

tanıdık bir haber

1 Nisan, 2009

Hem de fazlasıyla tanıdık. Aynı yer, aynı muamele. Aynen şurda.

Konu tabi ki havayolu şirketinin listeleri vermesi veya Cem Özdemir’in vejetaryen yemek istemesi değil (yok artık). O anda ilk kontrolde karşınıza çıkan (salak) memura gelen bir his. Hepsi o. Ve tabi özür dilemezler, onlar için son derece olağan o. Öyle uygun görmüşler, öyle yapmışlar. Koskoca ülkelerine giriyorsun.

& & & & &

Haber demişken iki minik haber daha şeyedeyim: Devlet bakanı ve yeni başmüzareci Egemen Bağış: “Sosyalizmin ne iPhone’u olmuştur ne plazma televizyonu“. Başlığı görünce sosyalizmi öven, tüketimi aşmış bir demeç diye düşünmüştüm. Ne gerek var bu ürünlere, hem sosyalizmde böyle krizler olmuyordu, der gibi. Meğer erken dönem ergenlerin edeceği türden bir sözmüş (SSCB’de iphone bile yoktu olum). Bu sözü Fransız veya İngiliz bir bakan söylese ne güzel tefe konurdu. Hem Playstation’ı da yoktu onların, istersen sana birkaç oyun hediye edip gönderelim bakanlar kurulundan.

& & & & &

Bir başka yanılgıyı da Rasim Öztekin’in demecinde yaşadım. Ama bu çok daha eğlenceli. Onun öncesinde, belki biliyorsunuz, kıymatı kendinden menkul, başımızdan eksik olmayan maliye bakanımız Unakıtan by-pass için Amerika’ya giderken değerli eşleri de “Baypas kararı alınınca, ‘Bu ameliyat nerede iyi olursa orada yapalım, bize yardım et, hayırlı yolu göster’ diye dua ettim. Benim gönlümde ABD’deki Cleveland Kliniği yatıyordu. Kısmet oldu ameliyat için oraya gittik” demişti. Hatta küçük vezirleri, oğul Unakıtan da aynı tarihlerde ‘oneminute’ sözünü marka olarak patent enstitüsüne tescil ettirmişti. Herhalde bu sırada aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir:
– Oğlum, baypas oldum, iyi geçti.
– Sevindim baba, ben de oneminute’in isim hakkını aldım. Artık keklerimize oneminute adını koyabileceğiz.
– Oh ohh, aferim sıpa, bravo. Ben kalp ameliyatı oliym, sen isim tescil ettir. Gelince tıkarım ağzına o kekleri oneminute oneminute.

Neyse, “Rabbim ‘Siyami Ersek’ dedi” diyordu Rasim Öztekin’in haberi. Ben de ciddi sanmıştım. Meğer pek hoş dalgasını geçiyormuş, aynı ameliyatı burada yaptıran Rasim Öztekin.

h1

son günlerden birkaç haber

10 Şubat, 2009

Ψ Alamancı (böyle demek ayıp değil, di mi?) ve İzmirli bir çift, tüm paralarını bazı kurumlara bağışlamak istemişler. Kabul ettiremeyince Ankara’da bir takside bırakmışlar -tüm parayı, altınları, ve tapuları. Sonra bulunan çiftten erkek olanı “tek kuruş paramız kalmadı” demiş. Tam bir ‘nassı ya’ haberi. Gel, bizim evin önündeki çöpleri karıştıran çocuklara dağıt, biraz ileride 10 paraya geçinen balıkçılara ver, Kadifekale’ye gidelim, hem gezelim hem dağıtalım, kordonda bir gül satmak için yarım saat kafa ütüleyen roman kadınlara oryantal yarışması düzenleyelim – onlara paylaştıralım, havaalanı yolundaki felaket gecekondulara gidelim, vs. vs. edelim.
Bu hareketi anlaması çok zor ama ben sanırım çözdüm. Adamın yaşı 50, kadınınki 29. Evlenmeden demiş ki kadın benim için birikiminin hiç önemi yok. Tüm paranı bağışla, ben yine de seninle kalırım demiş. 2. olasılık, adam kadını ikna ederken seni o kadar seviyorum ki iste, tüm paramı bağışlayayım demiş. İşin ucunda böyle bir ant olmasa böyle bir hareket kolay kolay olmazdı gibi geliyor bana.

Ψ Lucca, sevgili Lucca, benim Lucca’m, kebaba savaş açmış. Yani belediye başkanları. Lucca’nın ilk defa medyamızda yeralışı böyle oldu. Lucca ve kebap kesinlikle çok uyumsuzlar. Ama alan (zevksizler) alıyorsa karşı çıkmak tabi ki ırkçılık kategorisine giriyor. Kebapçılardan birinin sahibi Türk “Pisa’da 16 kebapçı var, bu nedenle korkuyorlar” demiş. Pisa’da 16 kebapçıyı tasavvur etmek bile zor. Bir zaman tüm Pisa’daki tek Türk bendim yahu.

Ψ Radikal diyor ki New York’ta gizemli bir hayırsever -Bill- sıraya girenlere 50’şerlik -veya katları- para dağıtmış. Washington’a da gidecekmiş bu Bill. İyi, ne güzel, ben de gidiim diye geçiyor içimden. İşte medyamızın durumu bu. Ve bu benim, sürekli okuduğum, en eli yüzü düzgün gazetemiz. Oysa durumun içyüzü şu: Bu bir hayırsever değil, bir internet reklam sitesinin tanıtımı (haberin resminde de görünen sitesi). Başka meslekler bir yana gazetecilerdeki bu düzeysizliği kabullenemiyorum.

Ψ AKP Ankara il başkanlığı Yahudi soykırımının olmadığını, öldürülenlerin de İsrail devletinin kurulmasına bahane olsun diye öldürüldüğünü anlatan bir yazı yayınlamış. Ve sorumluları (yazıyı yazan+yayınlayan+ankara il başkanı+parti genel başkanı) hala yerlerinde.

Ψ Geçen genel seçimlere medyada en çok söz hakkı verilen 3. lider olarak giren, liberal sağı toplama iddiasında olan sabıkalı Ağar nihayet hakim karşısında. Ben o günlerde tüm olanlara, ona prestijliymiş gibi davrananlara, oy verenlere kesinlikle inanamıyordum. Çatlı’nın üzerinden Ağar imzalı bir pasaport çıkmıştı yahu, daha ne artık? Hayır, bir de meclise girmiş olsa yine dokunulamayacaktı.

Ψ Pislik demişken, en büyükleri her gün bir haberin konusu. Geçenlerde bahsettiğim, oğlunun alışveriş merkezlerinin yiyecek kısımları üzerinden götürdüğü paraları Oktay Vural da söyledi evvelsi gün. Gökçek de dün “Karayalçın metro yapacağını söylüyor, iktidar biziz, parayı nereden bulacaksın?” demiş. e, yuh. Kendi kendini ihbar denir buna. Hayır, ‘iktidar sensin madem, 15 yıl boyunca naptın’ kısmını geçtim, “belediyelere karşı partizanca davranıyoruz, benim belediyem de hep kayrıldı” demek pişkinliğin dikalası.

Ψ Ankara’dayken gazetenin içinden bir SaltanataSon broşürü çıktı. Ankara belediye seçimleri üzerine öyle bir örgütlenme hali. Metinler çok iyi-vurucu yazılmamış gibi geldi bana, ama tabi önemli olan niyetleri. Şimdiden yeralmaya başladılar medyada ama asıl ‘meetingleri’ 14 şubatta (sevgilim Ankara). Yeter artık ama, gerçekten Saltanatason.

ekle: dün de kullanılmıyor diye bir üstgeçitte kısır günü yapmış bu grup. hoş olmuş. o üstgeçit gerçekten azap, hiç ondan geçtiğimi hatırlamıyorum.

h1

kayzer şoze

16 Ocak, 2009

§ Tuncay Güney’in sorgusu nasıl da Kayzer Şoze’nin ifşaatlarına benziyor gerçekten. Tabi Kayzer Şoze değil, Roger Kint demek lazım. Çünkü o sırada biz onun Kayzer Şoze olduğunu bilmiyoruz. Emniyet’in dışına çıkıp köşeyi dönünce göreceğiz topallamadığını. Ve dikkat edin, T. Güney videosu da tam o anda kesiliyor. Ayrıca, görüntülerde bir isim geçeceği zaman hep duraksayan, duvarlara, takvimdeki ve elindeki bardağın üzerindeki isimlere dikkat eden biri var. Sonuç: ya bu adam filmi seyredip etkilenmiş, ve kendisini alakasız bir suçtan ihbar edip bu komediyi hazırlamış. Ya da Tuncay Güney is … the Kayzer Şoze. -Hatırlarsanız, zaten Kayzer Şoze’nin Türk olduğunu anlatıyordu sorgusunda Kevin Spacey-.

§ Ülke gündemi beni salla diye bağıran bir beşik (salıncak, tahteravalli) gibi bu videoyla sallanırken hökümetimiz (sen çok yaşa) 2B’leri bir kez daha geçirdi meclisten. Sessiz sedasız, ancak iç sayfalarda yerbulabildi haber. Bu durumda bu video niye tam bugünlerde açıklandı diye merak etmiyoruz herhalde, di mi? O zaman elveda Marmaris, elveda Fethiye. (Zaten sular yükselince radikal bir değişiklik olmazsa 20-30 yıl içinde koyların önemli bir kısmını kaybedecektik, şimdi 2-3 yıl içinde bekleyebiliriz). Hay bin Kayzer Şoze deyip sonraki maddeye geçiyorum.

§ Şimdi top Gül’de. Ama ondan hükümetle ters düşecek en ufak bir şey yapmasını hala bekliyor muyuz? Haşa. -Özellikle de ortada yenecek birşey varsa.- Zaten o da yüzünü Arıtman’ın rezil sözlerine daha da rezil bir cevap vererek (“7 nesil Türküm”) gösterdi. Eğer “Evet, Ermeni asıllıyım. Ne olacak? Ayrıca, Sn. Arıtman hakkında bir azınlığa karşı ayrımcılık ve aşağılayıcılıktan suç duyurunda bulunuyorum” açıklamasını yapsaydı o zaman tüm ülkenin cumhurbaşkanı olarak yükselirdi.

§ TRT tartışılıyor. E, günaydın. Bu kurum artık devletin kurumu değil, hükümetin bir kurumu. Ramazanda günde 15 saat dinci yayın yaparken (o sırada sitelerindeki günlük programlarını basıp alt komşumuzun posta kutusuna atmayı bile düşünmüştüm, belki bir soru önergesi filan verir diye) farklı mıydı? Veya tanımadığımız adamlar sürekli hükümet yanlısı politik programlar yaparken? Ben TRT’yi uzun yıllar savundum. Özel televizyonların popülerleşmesiyle çok eleştirildiği dönemlerde hala arada iyi işler yapabiliyorlardı. TRT2 bir kültür kanalıydı örneğin. Her hafta 2-3 iyi film yayınlardı. Son bir yıl içinde TRT2’de iyi bir film gören var mı? (ya da haftada kaç film oynuyor ki artık?) Artık savunulacak tarafları kalmadı. k.ş. (kayzer şoze).

h1

kar hep güvendiğim dağlara yağıyor, benim de midem ağrıyor

22 Aralık, 2008

TV5’de bir program: İspanya’da bir kenti geziyorlar. Goya’nın şehri sanırım. Evi filan var. Taş evler, eski sokaklar. Sonra bir bara giriyor kamera. Küçük tabaklarda zeytin ve salamura küçük balıklar yiyor oturanlar. Şef çok orijinal tadlar yaratıyor, büyük kaşıklarda sunulan. Çeşitli yemekler belirdikçe bu ne diye fikir yürütüyoruz ekran karşısında. Hepsi lezzetli görünüyor. Adam yarattığı bir tadı kadehteki içkiye karışıyor, ben de fena halde sonucu merak ediyorum. Kameraya konuşan bir kadın Zaragoza Üniversitesinin şehrin geleneksel yemeklerinin araştırılması ve onlara dayanan yeni lezzetlerin yaratılmasına verdiği desteği anlatıyor (hayal meyal anlıyorum). Şaraplar içiliyor, zaten 4 duvar da boydan boya şarap dolu. Kadehi kaldıran biri bir folk şarkısı söylüyor. Sonra saatbaşında program bitiyor ve değiştirilen kanalda RTE “o kömürü gönül rahatlığıyla kullanın” diye böğürüyor.

Tarih seni yargılayıp mahkum edecek RTE. Ama bu bana yetmiyor. Merkeziyetçi bir sisteme gönlükayan ben, BM bünyesinde bir çevre suçları mahkemesi kurulsun ve RTE de -doğal olarak- orada mahkum edilsin istiyorum. Mesela, maksimum yüksekliği 1 metre olan küçük bir Maldiv adasına sürgün edilebilir tüm familyasıyla.

_____________∞_____________

Sanırım yaklaşık 9 yıldır ülkede bulunduğum hemen her gün aldığım Radikal’de 2 gün önce şöyle bir haber çıktı. Göksel Aytuğ denen gereksiz tv eleştirmeni BBC Prime’daki bir programda bir eşcinsel ilişkiye rastlayıp bunu köşesinde yazmış. Gazeteci Mert Savaş denen tanımadığım şahıs telefona sarılıp kablo tv’cileri aramış. Hatta kablo tv’ci de BBC’yi arayın diye “sözde akıl vermiş” (aynen bu ifadeler). Bu programı seyredenler de büyük bir şok yaşamış.
Haber filan olmayan saçmasapan satırlar. Bu yazılanlara haber kisvesine sokmak için de 2 ay önce BBC’deki Eastenders dizisindeki bir eşcinsel öpüşmenin yarattığı tartışmadan bahsetmişler. Eastenders birkaç yıldır İng.’nin en popüler dizilerinden. Rahatlıkla Yaprak Dökümü’ne denk bulunabilir. Yaprak Dökümü’nde iki erkek öpüşürse bunu haber yaparsın (tabi ki bu şekilde değil).

Gazetenin iletişim adresine ‘yok artık’ anlamında birşeyler yazdım. Bu heteroseksüel bir ilişki olsa haber olur muydu diye sorup özür bekleyen. Cevap gelmiş aynı gün. İlginç aslında, kimse cevap vermiyor burada. Ama cevap beni haberin kendisinden fazla sinirlendirdi. Heteroseksüel bir ilişki olsa haber olmazmış. TV’de eşcinsel ilişki tüm dünyada tartışılıyormuş, o yüzden de haber değeri taşıyormuş. Yine aynı BBC örneğini vermiş sayın Radikal (öyle imzalamış). ‘Okurlarımız herhalde başlıktan dolayı bu tarz ilişkiye karşı olduğumuzu düşündü’ (habere gelen 30’un üstünde yorum da hep çok tepkili yorumlardı) deyip başlığı değiştirdiklerini yazmış (“eşcinsel se vişme şoku” yerine “eşcinsel se vişme tartışma yarattı”).
Şu anda benim üstelediğim ve İsmet Berkan’dan özür beklediğim safhadayız.

[Her gün haber olabilecek binlerce konu olduğuna göre] Gazeteci olmuş şahıslar neyi haber yaptıklarının ve nasıl haber yaptıklarının bir seçim (hatta çoğu zaman politik bir seçim) olduğunu, sadece gündemi aktarmaya değil, aynı zamanda gündem yaratmaya yaradığını anlamazlar mı? O zaman bunlar 4 yıl ne öğreniyorlar okulda?

_____________∞_____________

Gözde dizimi izliyorum. Başlarına kötü şeyler gelen kahramanlarımız sonrasında biraraya gelip büyük bir grup olarak yemek yiyorlar. Ve yemekte şarap içiliyor. Artık öyle bir devre geldik ki bu dikkat çekiyor. Düşünün ki her gün bir yemek programı yapılıyor -50 bölüm filan olmuştur, bir kere bile şarap kelimesi geçmiyor (50 programın herhalde 1-2’sinde içtikleri şey şarap gibi duruyordu ama haşa adı söylenmeden).
Bu dizide de yobaz dedeye “şu zıkkımı içmeseniz olmaz mı” dedirtmekten geri kalamıyorlar.

Neyse, sonraki bir sahnede bir kızımız çok siniri bozuk oturuyor. Çok iyi bir aşçı olan sevgilisi ben senin neye ihtiyacın olduğunu biliyorum diyor ve içeriden bir kraker paketi getiriyor. Kameraya arka kısmı dönük markanın ama galiba crax yazıyor. Kız çok iyiymiş, sen mi yaptın diyor. Oğlan hayır tabi ki diyor. Kız süpermiş ya deyip paketi alıyor. Bu sırada ekranın altında geniş bir bantta crax reklamı yeralıyor.
Bir senarist bunu yazmayı nasıl kabul eder? Hadi belki ona gerek duymadılar, bir yönetmen bunu nasıl çeker? Hadi çekim ekibindekiler zengin değil, oyuncular genç, ama ilkeli çalışan bir kişi bile yok mu yani?
‘İyi’ olanlar böyleyse genel düzey çok fena.

h1

Çalmak ya da çırpmak. İkisi ayrı şeyler.

21 Kasım, 2008

Burada habersiz yapamayan ben orada hiç haber seyretmediğimi farketmiştim. Seyredecek haber de yoktu zaten. Büyük kanal sanabileceğiniz nbc, abc, cbs, fox, sonuçta küçük ve yerel bir kanalın o network’lerle anlaşmış, programlarını yayınlar hali. Haberleri de yerel ve ‘doğu yakasında yine bir yaralama daha yaşandı. siyah fail aranmakta’lardan oluşuyor. Ülke çapı haber diye birşey yok, cnn, msnbc dışında -ki cnn’i de benim midem kaldırmaz-. Hani hep denir ya, amerikalılar ülkeleri dışını tanımaz diye, onun nedeni ülkelerine gömülmüş olmaları değil, küçük eyaletlerine gömülmüş olmaları. Diğer eyaletleri de başka bir ülke gibi görüyorlar.

O yüzden bu yılın başında BBC America’nın Washington’dan haber servisi başlatması vaha gibi oldu. Amerika’nın ihtiyacı olan haber, bağımsız haber gibi sloganlar da çok doğruydu. Şimdi de arada rastlıyorum, bbc world yayınlıyor o haber saatini burada da.

Birara, Şubat-Mart civarı sanırım, BBC’nin haber programı her akşam bir haberdeki son gelişmeleri yayınlıyordu. Fransa’nın 2. en büyük bankası Société Générale’in (ismi de afilli) bir çalışanı, izinsiz yatırmış bazı paraları ve borsada batırmış. Miktar 5 milyar. Zaten bankanın sermayesi de zaten bunun biraz üzerindeymiş. Sonra işte, her gün haberlerde bankadan bir yetkili, kayıp adamın avukatının açıklamaları filan. Ama bankaların denetiminin nasıl olmadığı da belli olmuş oldu.

Bu durumda bugünlerde güney kıyılarımızda esen bir Bonnie & Clyde haberi daha kolay anlaşılıyor. Antalya’da bir banka çalışanı kadın, Amerika’daki bir Türk’ün hesabından para çekip kocasıyla kayıplara karışmış. Miktar başta 1.5 milyondu, müfettiş kontrollerinden sonra 4.5 milyona çıktı. Önceden de aktarmış kendi hesabına (veya şube yöneticileri batık kredilerini de bu davaya katıyor olabilir mi?).

Birkaç gün geçmeden İzmir’de yakalanmışlar. Paradan iz çıkmayınca parayı nerede harcadınız diye sormuş gasteciler. Hamamda demiş adam. Haberdeki resme bakılırsa arada dericiye uğramışlar. Kadında bir manto, adamda ceket, ikisi de ince deriden ve bariz ki yeni.
Buradan ne anlıyoruz:
– Bankalarımızda iç kontrol mekanizmaları sıfır. O kadar müfettiş çalıştırıyorlar, demek hava civa.
– Soygunu gerçekleştirecek kadar kafayı bozmuş biri, hatta bir değil, iki kafanın biraraya gelmesi bile kaybolunacak güne bir İsviçre bileti almayı akıl edemiyor.
– Paralanıp kaybolan kaçakları polisimiz evlerinde nöbet tutup bekleyeceklerine (salak mı bunlar), Derimod, Desa, Matraş’ta arasın.

Bu arada, Amerika’daki bir Türk sözü, paranın henüz bulunamamış olması ve bu yazıdaki içeriden bakış aklınıza başka şeyler getirmesin. Ya da getirebilir. Alaylı biri temiz bir soygun gerçekleştiremez demem. Ama bu kadar fazla amatör ve bilenlerden hiç ders almamış işlere bulaşmamak en iyisidir. Ayrıca, her kötü deneme, güvenlikçileri azdırıp önlemleri artırmaya yarar sonunda.

h1

Bodrum’a görevli gidecek vekil aranmaktadır.

13 Kasım, 2008

§ Eğlenceli haberleri atlamamalı: Bodrum’a balık çiftliklerini araştırmaya giden 14 milletvekili ve birkaç uzman teftiş için lüks bir yatla denize açılmışlar. Sıcak ve güneşli havada bazı milletvekilleri uyuyakalırken 4 milletvekili ve 3 uzmanı çok kötü deniz tutmuş. Geziden sonra bir beach restoranda bir işadamının davetlisi olarak yemek yiyen vekillere ayrılmadan 5’er kilo çipura hediye edilmiş.

9 yanlışı bulun gibi oldu, ama ben işin başlamadan öncesiyle ilgilendim. Geziye gidecek vekillerin seçimi nasıl mesela. Liselerdeki ‘Pazar günü Bergama’ya gezi düzenlenecektir’ duyurusu gibi panoya ilan mı asıyorlar: Çevre Kulübü 11 Kasım’da Bodrum’a gezi düzenlemiştir. Güzel havada tekne gezisi, beach’te öğle yemeği ve 5’er kilo çipura, hepsi dahil: hehe, tabi ki toplanan vergilerden.

§ AKP iktidarda oldukça savunma bakanı olacak olan, ANAP mirası Vecdi Gönül önce “iyi ki mübadeleler oldu, ya ege’de yunanlılar, yurtta ermeniler olsaydı, maazallah ulus devleti kuramazdık” demiş. Sonra tepkileri alınca da “ben o günki yabancıları kastettim, bugünkileri değil” demiş. Sevsinler. Bugünki 3-5 bin Yunanlı ile onlardan biraz fazla Ermeni’yi tabi seversin. Tamamen kaybolmasınlar zaten, yoksa nasıl açıklarsın bunu dışarıya… Ama ya, 2 milyon Ermeni, yarım milyon Yunanlı olsaydı şimdi yurtta… O zaman görürdük seni.

Bu arada, kilit noktaları tutan ve daimi bakan Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve Vecdi Gönül, AKP’nin, en gerici ve milliyetçi ANAP’ın devamı olduğunun göstergesi bence.

§ Beşiktaş’ta, üniversite öğrencilerinin kaldığı bir kız yurdunda kalanlar, emniyete ve valiliğe yapılan ihbarlar nedeniyle il emniyet müdürlüğünden gönderilen bir görevli tarafından sorgulanmış. Kızların hamile olup olmadığı, sarhoş olup sokakta nara atıp atmadığı ve yurda erkeklerin girip girmediği sorulmuş. Dııt! Yine yanlışsınız bay yanlış. Yine bir 9 hatayı bulun sorusu.

Üniversite öğrencilerinin %90’ından fazlası 18 yaşından büyük olduğuna göre istediğiyle yatma, hamile kalma, içki içme hakkı yok mudur? Hatta savunma yerine saldırıya geçmeli: Kız yurtlarında kalan anne adayları ve anneler için gerekli düzenlemeler yapılması şart olmalı. Her yurtta kadın doğum uzmanları ve bakıcılar çalıştırılmalı.

Sonra, kızlarla oğlanların ayrı oturtulduğu sınıflar haremlik-selamlık olarak görülüyor da kız yurdu-erkekler yurdu ayrımı nedir? Kızlarla oğlanlar aynı binada kalacak medeniyete sahip değil mi diyorsunuz? O zaman o şekilde eğitilsinler. Karışık yurtlarda kalmayan, hemcinsleriyle evde veya ailelerinin yanında kalan kızlar da staj yapar gibi bir yazı karışık evlerde geçirsinler. Yoksa mezun edilmesinler.

§ Son haftalarda artık gemi azıya alan, istediği gibi silahını ve cobunu kullanan polisle ilgili, belki de en suçsuz olduğu bir haber: iki polis nezarethanede bir sokak kadını ile kameralara yakalanmış. Suçüstü diyordu haber. Taraflarınca dövülen, vurulan, hatta öldürülen o kadar kişi varken bu nedir ki? Habere yazılan bir yorumda geçtiği gibi, o kameralar içeri atılanlara atılan dayakları kaydetmiyor herhalde, belki çıp laklığa duyarlıdır.

Bu gittikçe azan polis suçlarını AKP iktidarının artık devletle içiçe geçmesine bağlıyorum ben. Sokakta AKP’yi eleştiren dayak yiyor, çöpte başbakana lafeden pankart bulununca yakında oturan öğrencileri içeri alınıyor. Başbakan Ecevit iken bu olur muydu dersiniz? Tayyip ve politikaları artık içselleştirildi polis teşkilatı tarafından.

Sahi, birara AKP’yi övenler vardı. Seçimden önce filan. Ne oldu onlara?

§ Herkes hep aynı filmleri seyretmesin, hep aynı şeyler önerilmesin istiyorum. Birileri de kendi filmlerini keşfetsin, farklı şeyler denesin. Çünkü seyircilik de sanatın bir parçasıdır.

İst. Modern de fet iş temalı filmler. Hepsi ilgi değer.

§ İlgisiz ama belki öncesinde tekrar yazamam. Uğur Yücel’in dizisi haftaya Salı başlıyor. Fragmanlar o kadar hoş ki. Ama artık, iyi fragmanların arkasından vasat yapımlar çıkmasın, sağlam, güzel bir şey seyredelim hep beraber.

h1

düşünüyorum, öyleyse sanırım

9 Ekim, 2008

§ Tabiat Ana yumruğunu vurdu. Demek siz birşey yapmıyorsunuz, o halde ben yaparım, dedi. Bu krizden sonra düzenli büyüyen gelişmiş ülkelerin üretimleri azalacak, dünyayı yutacak gibi büyüyen Çin’in de büyümesi çok yavaşlayacak. Finansal kriz tabiata yaradı yani. 2-3 yıl kazandık denebilir.

§ Karbon demişken geçen gün gazetedeki karbondiyoksit salınımını tutacak alet buluşu haberi devrim niteliğinde değil mi? Araçlardan, uçaklardan, fabrikalardan çıkan gazın içindeki CO2 tutulup depolanırsa çok rahatlarız. Bu derece önemli bir haber, muhtemelen kimse görmeden geçti gitti. Sanki şu an uğraştığımız olaylar daha önemli.

§ Gazetenin arka sayfasındaki haber de okunmamıştır derken Radikal’in tirajı nedir diye bir liste buldum. En çok satan 20 gazeteyi vermişler. Radikal yoktu. Az sattığını biliyordum ama bu duruma geldiğini de bilmiyordum. Şu tirajlara bakar mısınız. Rezalet. Ne gerzek gazeteler yüzbinler satıyor, Radikal 35 bin civarı. Sırf Yıldırım Türker-Tanıl Bora-Fatih Özgüven üçlüsü bile tek başlarına onar bin gazete sattırmalıydı. Ama işte, internetten okuruz diyor insanlar. Çok pahalı ya gazete. Günlük 40 kuruş, aylık 12 lira. Bu arada internetten haberlerin okunmadığını da yine Radikal’in bilişim yazarı Serdar Kuzuloğlu söylüyordu. İnsanların haberlerde kalış ortalaması saliseler civarında diye. Başlıklara gözgezdiriyor insanlar, resimlere bakıyor. Bir de işyerinde gazeteyi çarşaf çarşaf açmak ayıp ya, ama internet sayfasını açmak diil.

§ 2. Obama-McCain tartışması çok net bir ben bunu görmüştüm hissi verdi bana. Yuvarlak bir sahne, etrafında 270 derece tribünde seyirciler, önlerinde bir sunucu-sorucu. Sahnede de ortaya yakın iki uzun bar taburesi. İki aday taburelere tünüyor, sıra onlara gelince ortaya çıkıp direk seyircilere yaklaşıp soruları cevaplıyor. Soru seyircilerden gelmişse direk onun önünde -tabi ilk ismiyle hitap ederek- cevaplıyorlar (jürinin önünde konuşan avukatlar gibi). Kürsü filan yok. Aynı sahneleri 4 yıl önceki Bush-Kerry tartışmasında da görmüş ve iğrenmiştim. Tiyatro ya bu. Cevaplar değil orada en önem verdikleri, sahneye hakimiyet. Reagan’ın başkan olmasına şaşırmamalı.

§ Verdikleri cevaplar daha da çirkin hale getiriyor durumu. Rakibinin politikasına lafetmeden iki cümleyi biraraya getirmiyorlar. -Pakistan hakkında ne yapmalı Senatör? -Pakistan müttefik bir ülkemiz. Burada yanımdaki aday şimdiye dek 46 kez Pakistan karşıtı oy kullanmış. Bu da onun ne kadar tecrübesiz olduğunu gösteriyor… vb. Tüm oy yarışları böyle, senato, valilik, il meclisi… Tamamen rakibi kötüleme üzerine. Yani negative marketing. Televizyon reklamları da aynı. “Güvenlik testini geçemeyen çok bilinen bir marka şu fiyat, bizimki şu fiyat”. İnanmazsınız, marketteki fiyat etiketlerinde bile var. “Lider marka: 3.64, bu: 2.64”. Bana sorarsanız rakibini kötüleyen kendini kötülemiş oluyor birçok zaman. Sadece rakibin katlanılmaz bir yönünü göstersen neyse. Tüm politikalarını rakibin ne olduğu göre kuruyorlar. Çok merak ediyorum. Birgün hiç ama hiç rakibe lafetmeyen, sadece kendisinin ne yapacağını anlatan bir aday çıksa ne yapar… Karşılıklı negative marketing sonuçta kimseye yaramaz derdim ama o toplum bunu arıyor mu yoksa?

§ Başkan adaylarının tartışmasının geçen seçimle tamamen aynı formatta yapılmış olması raslantı değil. Bu geleneksel 2. münazara. 3 geleneksel münazara var. Üçü de hep belli yerlerde (üniversitelerde), üçünün de yönetici-sunucusu belli (üç büyük kanalın habercileri). Her seçimde tekrarlanıyorlar. Tarihleri de en az bir yıl önceden belli. Bu durumda insan ya bizde diyor. Tayyip 2 seçim kazandı. Peki bu 2 seçimden önce kaç tartışmaya katıldı? Sıfır mı dediniz? Nasıl yani, sizin başbakanınız hiç rakibiyle fikir dövüştürmedi mi? Obama rakibi konuşurken gülümserken Tayyip’in nasıl sinirlerine hakim olamayacağını hiç görme fırsatınız olmadı mı diyorsunuz?

h1

19:59:58, 19:59:59,20:00:00 hah şimdi haberler

27 Şubat, 2008

Milano’da tünel kazan meslektaşlar Damiani’nin birçok değerli taşını götürmüş. Bir anlamda Michael Caine’li The Italian Job 2003’teki tekrar çevriminden sonra bir daha çevrimi yapılmış yani. İyi de polis şimdi olağan şüpheli olarak yine benim peşime düşecek. Oysa kaç aydır en ufak işe karıştığım yok, sayın seyirciler. Gördüğünüz gibi burada hep karşınızdayım. Peki, ama çetenin diğer üyeleri ne durumda? Hem Halid‘in (ki küçüklüğünde Cheb Khaled diye bilinirdi bizim çevrelerde) hem de Candan‘ın aynı tarihlerde ortadan kaybolmasına ne demeli? Veletler patronları olmadan birşey çeviriyor sanki. Yoksa şu olay da onların olmasın? Bu sefer aldığınız Van Gogh’u, Monet’yi müze yakınındaki bir arabada bırakmak gibi komik hatalar yapmayın bari.

Abd, bağlayıcı karbon emisyon oranları kabul etmeye hazırmış. Vay anasını, di mi sayın seyirciler? Özellikle An Inconvenient Truth’u henüz seyretmeye cesaret edebilmiş, ümidi azalmış biri için daha iyi haber olamaz sanki, di mi? Oysa haberin gerisini okuyunca anlıyorsunuz. 2050 oranları için olumlu yaklaşıyormuş abd. 2050’ye bu durumda bugün bildiğimiz dünyadan ne kalırsa.. Zaten o zamana petrol de kalmayacağından sorunu olmaz abd’nin. Hem Çin ve Hindistan’ın da katılması koşuluyla demişler. Onların katılmasının kendilerinden zor olduğunu bildikten sonra..
Ben işte burada huzurunuzda öneriyorum, elmas dediğin yoğunlaştırılmış karbon değil midir? Toplasınlar dünyanın tüm fazla karbonlarını, elmas yapsınlar. Birazını da zararını karşılamak için Damiani’ye hediye etsinler. Bu iki haber de böyle birbirine bağlanır işte.

İlk biyofuelli ticari jet uçuşu gerçekleştirilmiş. Yapan da balonla dünya turu ve benzeri milyarderlik sıkıntıları ile uğraşan macerasever Richard Branson’ın Virgin havayolları. Ama işin içyüzü pek de göründüğü gibi değil. Kullandıkları 4 motordan birinin bir miktar ihtiyacı sadece. Ve çevreciler biyofuelin çok da yararı olmadığından bahsediyor bugünlerde. Başka şey yetiştirilen topraklara mısır ekince toprakta birikmiş karbon dışarı çıkıyormuş filan. Ayrıca, bu mısır fiyatlarını şişirmeye yarıyormuş. Aynen bir alttaki haberde görüldüğü gibi.

Dünya Gıda Örgütü, yükselen tahıl fiyatları yüzünden alarm vermiş. Son 6 ayda buğdayın fiyatı ikiye katlanmış, mısır %75 artmış. Tabi, daha çok artan petrol fiyatları yüzünden. Bir de Çin ve Hindistan zenginleştikçe artan talep yüzünden.

Norveç dünyanın tüm tahıl tohum çeşitlerini donduruyormuş.

– Pakistan yutüp’ü yasaklamıştı pazar günü. Aynı gün burada da kesikti yutüp. Meğer yutüp’e yönlenen bağlantıları çıkmaz bir adrese yönlendirmiş pakistan telekom’u. Dünyanın çoğu da daha hızlı bir bağlantı gözüküyor diye onları takip etmiş. Bizim telekom daha uyusun, eloğlu nasıl sansürlüyor siteleri.